Yaz Döneminde İş Bulma Potansiyeli Daha Yüksektir

Merhaba,

Şehir efsaneleri vardır. Bu şehir efsaneleri insan kaynaklarında da vardır. Bir tanesi, üst düzey yönetici adaylarından biri çorbanın tuzunu kontrol etmeden çorbaya tuz döktüğü için Genel Müdür olamamıştır 🙂 Bu efsanelerden başka bir tanesi de “yazın iş bulunmaz” efsanesidir.

Mesleğin içinden birisi olarak, matematiksel verilere, deneyimlerime dayanarak tam tersini düşünüyorum. Yazın iş bulma potansiyeliniz daha yüksektir.(yaz dönemi az çalışan veya hiç çalışmayan sektörler hariç)

Konuyu bilimsel verilerle ispatlamam gerekirse; yazın turnoverların yıl ortalamasına göre %5 %10 yüksek olduğunu fark ettim. İK’cı olarak konuyla ilgili  gelecek yıllardaki İK talebini belirleyebilmek, pozisyonları hızlı kapatmak ve turnover oranını düşürmek için çalışanların işten ayrılış nedenlerini inceledim, işten ayrılış mülakatları yaptım, rakiplerin verdiği iş ilanlarının sayısını inceledim ve İnsan Kaynaklarına gelen rotasyon\nakil taleplerinin neden yaz döneminde geldiğini sorguladım. Bunların birçok nedeni olmakla birlikte genel olarak özetlemem gerekirse; (dönemsel, part-time ayrılışları kategori dışı bırakarak)

  • Kır düğünü, izinlerin birleştirilmesi, hava sıcaklığı, akrabaların ulaşımı nedenlerle evliliklerin çoğu yaz dönemine getirilir
  • Yazın insanlar daha sosyal olurlar. Sosyalleşen çalışanlar yeni iş teklifleri alır
  • Bazı çalışanlar emekliliklerini yaz aylarına getirir
  • Çocuk sahibi çalışanlar okulların kapanmasıyla birlikte kış boyunca yaptığı planlarını yazın hayata geçirir
  • Yine çocuğunun okulu sebebiyle kış döneminde yapılmayan rotasyon/nakil yaz aylarında yapılır
  • Taşınma, şehir değişikliği; ısı, gündüz saatinin uzun olması sebebiyle yazın daha fazla olur
  • Tatile çıkan çalışanlar, psikolojik olarak kendilerini daha güçlü hisseder. Bu güç hissi çalışanların daha riskli karar almasını sağlar(istifa, iş kurma, sektör değiştirme vb)
  • Diğer sebepler (firma içi nedenler, deneme süresi içerisinde fesih, vb.)

Yukarıda saydığım bu nedenlerden ötürü turnover yıl ortalamasına göre yaz aylarında %5-%10 daha fazla çıkmaktadır. Bir diğer adıyla yaz döneminde firmalar daha fazla çalışan aramaktadır.

İkinci olarak yaz döneminde ilanlara başvuru yapan nitelikli aday sayısı daha azdır. Yine bilimsel açıdan inceleyecek olursam (turizm gibi yaz dönemi çalışan sektörler, dönemsel başvurular  hariç) yaz dönemimde yapılan  nitelikli iş başvurularında ortalama %10-15 civarında azalma vardır. (Gelen nitelikli başvuruların çoğu kış döneminde aldıkları kararı yazın hayata geçirebilmektedir) Bunun nedenlerini incelediğimde;

  • Güneşi gören adayların bazıları iş planlarını ertelemektedir
  • Kışın askerlik yapmak istemeyen kısa dönem askerlik adayları yaz döneminde askere gitmektedir
  • Yeni mezunlar tatil yapmadan çalışma yaşamına adım atmak istememektedir
  • Yukarıda da belirttiğim yeni evli kadınlar (balayı, tatili uzatma isteği sebebiyeti) yazın çalışmak istememektedir
  • Yazın iş bulunmaz efsanesine inanan adaylar başvuru yapmamaktadır
  • Üniversiteyi bitirmiş ancak stajını tamamlamamış adaylar başvuru yapamamaktadır
  • Son yıllarda Ramazan Ayı yaz dönemine denk gelmektedir. Şeker ve kurban bayramları da bu döneme denk gelmektedir Fizyolojik, psikolojik sebeplerle adaylar iş başvurularını ertelemektedir

Bu nedenlerden ötürü ilanlara yapılan nitelikli başvuru sayısı azalma eğilimi göstermektedir.

Konumuzu genel olarak toparlayacak olursak;  turnover seviyesinin arttığı, rakiplerinizin görece az olduğu yaz döneminde iş bulma potansiyeliniz daha yüksektir. Tek yapmanız gereken karar almaktır. Klasik bir tatil yapmak mı? Hayallerinizdeki mesleğin peşinden koşmak mı?

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli

Reklamlar

4857 Sayılı İş Kanunu İçin Bir Önerim Var

Merhaba,

Özel sektör çalışanlarının tabi olduğu 4857 sayılı kanun şu anda ülkemizde yürürlükteki iş kanunudur. İyi yönleri olduğu kadar geliştirilmesi gereken yönleri de bulunmaktadır.

Türkiye, bir imparatorluğun küllerinden doğan bir ülkedir. Osmanlı İmparatorluğu, sanayi devrimini “kaçırdığı” için tarıma dayalı bir ülke olmuş ve bu durumda da çalışan-işveren ilişkisini düzenleyen bir kanuna 19. YY’a kadar ihtiyaç duyulmamıştır.  İmparatorluğun, 19. YY’daki sanayileşme hamleleri ile çalışan ilişkilerini düzenleyen kanunlara ihtiyaç duyulmuştur.  1865 yılında çıkarılan Dilâver Paşa Nizamnamesi ile 1869 yılında çıkarılan Maadin (maden) Nizamnamesi bunların ilk örnekleridir. Nizamnamelerde yer alan maddelerde, maden işletmelerinde “işçi” statüsüyle çalışanların iş ilişkileri ve yaşamında korunmaları hedeflenmiştir.

Cumhuriyet Döneminde ise sanayileşme çabaları devam etmiş ve belirli bir yol (Demiryolu, Çelik işletmeleri, özel sektör işletmeleri vb.) kat edilmiştir. Cumhuriyet’in getirdiği toplumsal değişim, gelişim ve çalışma şekillerinin gelişmesi yeni yasalara ihtiyaç duymuş Borçlar kanunu ve 3008 sayılı iş kanunu ile çalışan ilişkileri düzenlenmiştir. 1945 yılında Çalışma Bakanlığı kurulmuştur. Aynı yıl 4772 sayılı İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu ile ülkemizde ilk kez bir sosyal sigorta koluna işlerlik kazandırılmıştır. 1946 yılında cemiyetler kanunu değiştirilerek sendikaların kurulması sağlanmıştır. 1951 yılında ise yürürlüğe konan kanunla hafta tatili günü için yarım ücret ödenmesi, 1956 yılındaki değişiklikle tam ücret ödenmesi sağlanmıştır. 1967 yılında 931 sayılı iş kanunu ve 2003 yılında ise 4857 sayılı iş kanunu yürürlüğe girmiştir.

İş kanunlarının Türkiye’deki evrimini kısa bir şekilde özetlemek istedim çünkü yapılan her kanun veya revizyon ihtiyaç halinde yapılmıştır. Şu anki iş kanunumuz geçmişe göre iyi ancak yeterli değildir. 4857’de haftalık, yıllık, hastalık vb. izin konuları toplum tarafından benimsenmiştir. Fakat eksik tarafları da bulunmaktadır. Örneğin; bir çalışan hastalandığında doktorların izin verdiği zaman dilimi kadar istirahatli sayılmaktadır. Çalışmadığı dönem içerisindeki ücretini SGK’dan almaktadır.

Peki çalışanın yakını uzun dönem (1,2,3 ay) tedaviye ihtiyaç duyarsa ve çalışanın, yakınına refakatçi olması gerekirse?

Bu durumda çalışan, işverenin insafına kalmış durumdadır çünkü yasada benim görebildiğim bir düzenleme bulunmamaktadır. Mevcut durumda işe gelemeyen çalışan, varsa yıllık izinlerini kullanmakta yoksa ücretsiz izine ayrılmaktadır.

Önerim; devlet, tedavi süreçleri uzun olan (zaatüre, kanser vb.) hastalıklarda refakatçi olarak hastanın yanında kalması gereken çalışana doktorların belirtiği süre kadar izin vermeli ve bu sürede sigorta primi devlet tarafından yatırılmalı ve çalışanın ücreti yine devlet tarafından ödenmelidir.

Ülkemizin kurucusu Yüce Atatürk, “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir” diyerek cumhuriyetimizin varlık nedenini ortaya koymuştur. Kısaca özetlemem gerekirse; özel sektör çalışanları hastalık gibi zor günlerinde “kimselerini” aramaktadır.

ATATÜRK-8

Yasal düzenleme her ne olursa olsun İnsan Kaynakları bu çalışanların yanında olmalıdır. İK’cı olarak belirtmek isterim ki; İK onların yanındadır.

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli