Piksel İK’cılar

Merhaba,

İlkokul ve ortaokul yıllarında neden hep eskilerden bahsediyorlar. Bize masal, hikaye anlatıyorlar bunlar ne işimize yarayacak diye sorardım. Değerini bu yaşlarda anladığım Türkçe, Edebiyat derslerini sorgulardım. Çok bilindik bir hikaye ile başlamak istiyorum. Dünya klasiğidir. Hans Christian Andersen’in ünlü Kral Çıplak masalı. Hatırlamayanlar için aşağıya yazmak istiyorum.

Ülkenin birinde giyimine düşkün, kendini beğenmiş bir kral varmış. Kendini çok akıllı sanan kral, giyim kuşamından başka bir şey düşünmezmiş.

Günlerden bir gün komşu ülkenin kralı kendisini ziyaret etmek istediğini  bildirmiş. Elbette ki, bizim kralın ilk  aklına gelen yine ne giyeceği olmuş. Hemen adamlarını çağırtmış.

“Tüm dünyaya haber gönderin” demiş. “Öyle bir elbise istiyorum ki, dünyada bir eşi daha olmasın. Bana böyle bir elbise dikecek terziyi zengin edeceğim. Misafirlerimi karşılarken bu elbiseyi giyeceğim.”

Kısa bir süre sonra, haber her yana yayılmış. En iyi terziler, ellerindeki kumaşlarla, saraya gelmişler. Hepsi yapacaklarını krala anlatıyormuş. Ama kral anlatılanlardan hiç birini beğenmiyor;

“Çok daha güzel olmalı !” diye bağırıp duruyormuş.

Sonunda çok genç bir terzi çıkmış kralın karşısına.

“Sen ne getirdin bakalım” diye sormuş kral. Terzinin genç ve tecrübesiz duruşu kralın umudunu iyice kırmış.

“Benim getirdiğim çok özel sevgili kralım” demiş genç terzi. “Size öyle bir kumaş dokuyup, öyle bir elbise dikeceğim ki, sizden önce kimse böyle bir elbiseyi giymemiş olacak.”

Kral bu sözlere çok şaşırmış.

“Ancak bir şartım var” demiş genç terzi. “Giysiyi bitirene kadar işimize hiç kimse karışmayacak.”

Kral aradığını bulmanın sevinciyle kabul etmiş bu şartı. Hemen iki kese altın verip;

“Çabuk olun o zamana!” diye emretmiş.

Genç terzi hemen başlamış çalışmaya. Ertesi gün iki kese altın daha istemiş kraldan.Kral hiç itiraz etmeden vermiş altınlarını. Aradan günler geçtikçe, kral genç terzinin dokuduğunu söylediği kumaşı merak etmiş. Sonunda dayanamayıp, çalıştığı odaya girmiş. Genç terzi tezgahın başında harıl harıl çalışıyormuş. Kral sessizce bir süre izlemiş, bir şey göremeyince;

“Demek bunca zamandır boş oturdun ha!” diye kükremiş. “Kese kese altınları ben boşuna mı verdim sana!”

Terzi sakin ve kendinden emin;

“Saygıdeğer kralım” demiş. Bu kumaşı sadece akıllı insanlar  görebilir. Bakın ne kadar da güzel oldu. Öyle değil mi?”

Kral ne diyeceğini şaşırmış. Aptal durumuna düşmemek için;

“Evet evet çok güzel” demek zorunda kalmış ve hızla çıkmış odadan.

Kralın elbisesi şehirde kulaktan kulağa dolaşır olmuş. “Sadece akıllılar görebilir!” İnsanların merakı bunu duydukça daha çok artıyormuş. Sonunda tören günü gelmiş. Halk toplanmış, hazırlıklar bitmiş. Terzi kralı soymuş ve gerçekten varmış gibi üzerine bir elbise giydirmiş. Sonrada karşısına geçip;

“Çok şık oldunuz efendim” demiş. “Muhteşemsiniz.”

Kral genç terzinin bu iltifatları karşısında, aynada gördüğü çıplak bedene hiç aldırmadan;

“Eline sağlık, çok güzel olmuş” demiş.

Kral yeni elbiseleri ile çıkmış saraydan. Dışarıda toplanan halk kralı çıplak görünce çok şaşırmışlar. Ama kimse cesaret  edip krala gerçeği söyleyememiş. Birden küçük bir çocuk haykırmış;

“Hey Bakın KRAL ÇIPLAK!!!”

Ardından cesaretlenen halk, gülmeye başlamış. Herkes kralın çıplak olduğunu adeta haykırıvermiş. Gerçek, geçte olsa anlaşılmış. (*) 

Güzel hikaye değil mi? Aslında bu hikaye direkt yaşamlarımızla ilgili. Para konusunu ele alalım. Para Teorisi üzerine onlarca kitap, makale yazılacak konudur. Çok basit anlatmam gerekirse eski zamanlarda devlet bastığı kağıt paranın karşılığında altını hazinesini bulundurmak zorundaydı. Örneğin 18. Veya 19. YY’da 200 TL’lik bir banknotunuz olsaydı paranın arkasında –mealen- “Bu banknotun karşılığında Osmanlı Bankasından xxxx altın alabilirsiniz” yazardı. Daha sonra bu durum değişti. Hükümetler istedikleri kadar kağıt para basabilir hale geldi. Paranın değerini koruyan nokta ise piyasanın görünmez eli oldu. Paranın az bulunması ve en önemlisi itibarlı olması parayı değerli kılıyor. İtibar çok önemlidir.

İtibar, Türk Dil Kurumuna göre itibar “saygınlık, saygı görme, değerli bulunma, güvenilir olma” demektir. Gelişen teknoloji ile sosyal medya hayatımızda önemli bir yer aldı. Facebook ile başlayan süreç halen devam etmektedir. Birçok sosyal medya uygulaması bulunmaktadır. Bu uygulamaların birbirinden farkı ise formatlarıdır. Facebook daha çok kişisel, all-in-one, twitter, mikroblog, Linkedin ise iş dünyasından profesyonelleri hedeflemektedir. Kişisel bir düşüncemi paylaşmak isterim. İK’cı olmasam Linkedin’i kapatırdım. Çünkü iş dünyası dışında o kadar çok saçma şeyler var ki sizlere anlatamam. Bazı  insanlar Linkedin’i bana göre amacı dışında;

  • Politika,
  • Partner arama,
  • Tartışma,
  • Zaman öldürme şeklinde kullanmaktadır.

Bu noktada şu soru sorulabilir “bağlantıyı kaldırın, engelleyin gitsin ne olacak?” Engelliyorum zaten. Fakat nereye kadar? Linkedin’de bir bağlantım benim bağlantım olmadığı birisinin paylaşımını beğendiğinde bende maalesef o paylaşımı görmek zorunda kalıyorum. Bu durum Linkendin’in bir an önce düzeltmesi gereken bir özelliğidir. Durum böyle olunca bu tür paylaşımlar veba gibi yayılıyor. Sonucunda “İş” için kullandığım uygulamaya girince zaten sosyal yaşamda sıkça karşılaştığım politik çekişmeleri, kadın fotoğrafının altına “Bugün çok güzelsiniz Ayşe Hanım” gibi kurları görmek zorunda kalıyorum 🙂 (Kabul, Ayşe hanım güzel olabilir. Fotoğrafı ve kendisi de hoşunuza gitmiş olabilir. Bunlar doğal ve olması gereken şeyler ama bunu neden farklı sosyal medya platformundan beğenmiyorsunuz? Belki üzerime vazife değil ama yine de söylemek isterim; ilgini çektiyse git konuş 😉 Niye Linkedin’in zaman akışını meşgul ediyorsun ki? )

Bunun yanında Linkedin’de bazı İK’cı olmayan İK’cılar, Meslek danışmanı olmayan bazı Meslek danışmanları türedi. Bu kişilerin bazılarından son derece rahatsızım. Çünkü yaptıkları işi sanki kamu yararına yaptıklarını belirtiyorlar. Öyle bir algı oluşturuyorlar ki; Yurt dışından Türkiye’ye gelseniz en iyi İK’cı kimdir diye Linkedin’e baksanız bu arkadaşları göreceksiniz! Stratejileri çok basit;

  1. Bir tane hesap aç
  2. Herkesi bağlantı olarak ekle
  3. Biz İK’cıların “…… pozisyonunda ekip arkadaşı arıyoruz” durum güncellemelerini paylaş
  4. İnsanlarda “Bu kişi hep iş ilanı paylaşıyor dur bende ekleyeyim bir gün lazım olur” algısı oluştur.
  5. Günün belirli dönemlerinde motivasyon sözleri paylaş
  6. Daha fazla insan ekle daha fazla ilan paylaş
  7. İlanların altına insanların isimlerini etiketle
  8. Daha fazla insan görsün

(Bu Noktaya kadar zaman olarak uzun süren bu süreçler ÜCRETSİZ yapılır)

  1. Kişiler Cv’lerini düzenlemeleri için seninle bağlantı kurduklarında ücretli CV danışmanlığı yap
  2. İlk olarak ücretsiz eğitim ver daha sonra bu kişi eğitmen algısı oluştur daha sonra eğitimleri ücretli vermeye başla
  3. İş arayan adayları tanımadan durum güncellemesi olarak paylaş daha fazla kişiye ulaş, kişisel reklamını yap
  4. Durum güncellemesi ile aday arayan İK’cılar sana başvurduğunda onlardan durum güncellemesini paylaşmak veya beğenmek için ücret talep et
  5. Yeterli düzeyde veri (iş arayan aday) ve algı oluştuktan sonra yaptığın tüm süreçlerde insanlardan yapacağın sosyal medya işi için ücret talep et.

Şimdi bu noktada şunu diyebilirsiniz “İnanç Bey, Linkedin iş dünyası platformu elbette bazı şeyler ücretli olmalı. Elbette bu tür profiller bazı konularda ücret almalıdır”

Kısaca ifade edeyim; Haklısınız.

Sürdürülebilir Kapitalizme inanan birisi olarak CV hazırlama, Mülakat Simülasyonu, Danışmanlık, rehberlik vb. konularda ücret alınmalıdır. Bu durum işi yapan profesyonelin tercihine kalmıştır.  Benim itiraz ettiğim nokta; Bu işi yapan kişilerin yetkinliklerinin süpheli olması, İK’yı itibarsızlaştırması ve insanları manipüle etmesidir. Bu tür profildeki bazı kişilerin yaptıklarını, paylaşımlarını, üsluplarını incelediğimde aslında onların İK’cı veya meslek danışanı değil;   Sosyal Medya Pazarlamacıları (SMP) olduğunu düşünüyorum.

Öyle cümleler okuyor ve duyuyorum ki kanım donuyor;

Örnek 1 SMP, kendisine ulaşan bir adayın iş arama sürecini durum güncellemesi ile paylaşıp Ona referans oluyor.

Siz tanımadığınız bir insana referans olur musunuz? Böyle bir durum mesajı gördüm. Adayın profiline girdim. Adayın çalıştığı işyerlerine baktım, durum güncellemesi paylaşan SMP’nin çalıştığı yerlere bakıyorum. Uyuşmuyor. Bir insana referans olmak için onunla çalışmış ve onun profesyonel dünyada neler yaptığını fiilen bilmeniz gerekmektedir. Adayın biri size ulaştı ve çok zor durumdayım iş arıyorum beni profilinizde paylaşın iş bulmam lazım dediğinde. Siz hemen kabul edip, “….. Bey/Hanım …… iş arıyor kendisi olumlu düşünen, kendisini sürekli geliştiren birisidir.” diye durum paylaşımı yapıyorsanız; Lütfen bu işi yapmayın. Çünkü çalışmadığınız insana referans vererek işinizi ne kadar kaliteli yapmadığınızı zaten gösteriyorsunuz. Bunu para karşılığı yapıyorsanız paylaşımınıza “Bu bir reklamdır” cümlesini ekleyin. En azından daha gerçekçi olur.

Örnek 2 SMP, Paylaştığı ilanlar üzerinde kişisel PR yapıyor.

Aslında en fazla takıldığım madde bu. Bir ilan veya bir adayın profili paylaşılıyor. Örnek 1’de bahsettiğim gibi itirazlar gelince SMP’nin yanıtı hiç şaşmıyor. “İnsanlara iş buluyoruz, size ne?”.

Hadi ya? Tüm bu işi sevabına yapıyorsun yani? Sevabına tüm gününü Linkedin’de geçiriyor, insanlara yardımcı oluyor, ülkedeki işsizliği azaltıyor daha iyi bir dünya için çalışıyorsunuz. Tebrik ederim, gözlerim yaşardı. Çok ulvi bir davranış.

Basit ve mantıklı bir soru sormak istiyorum. Peki geçinmeniz için parayı nereden kazanıyorsunuz?

Ayrıca bir konu daha var. Bilmiyorsanız ben söyleyeyim; Türkiye’de iş bulma konuları ile ilgili yetkili yasal tek kurum İşkur’dur. İşkur’un akredite verdiği kurumlarda ücretli olarak aday ile işvereni buluşturabilir. Hangi kanun ve yetkiye dayanarak insanlara iş ve meslek danışmanlığı yapıyorsunuz? Özellikle bu işten para alınıyorsa –ki ben bazılarının bu işi ücretli yaptığını düşünüyorum/biliyorum çünkü kimse tüm gününü Linkedin’de “sevabına iş yapmak” için geçirmez, geçiremez. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.- ortada hem kanuna aykırı durum hem de vergi kaçırma durumu var demektir. Bu konu vergi müfettişlerini ilgilendiriyor.

Örnek 3 – SMP Adaylardan Ücretli CV Danışmanlığı yapıyor.

Bu konuda onları eleştirmeyeceğim. Çünkü bu profesyonelin emeğidir. Saygı duymak lazım. Yalnız yaşadığım bir anıyı anlatmak istiyorum. Bir arkadaşıma specialist bir cv hazırlamıştım. Birden bu Cv’nin birebir aynısını farklı bir adaydan elime geçti. Adaya bu formatı nereden buldunuz dediğimde adını vermeyeceğim SMP’den ücretli aldığını söyledi.

“Bu konu üzerine çok yorum yapmayacağım. Copy-paste yapan arkadaşa tek söylemek istediğim; CV’yi kopyalayıp yapıştırırken yeni bir Word dosyası açsın ya da  CV Word dosyasına sağ tıklayıp özellikleri seçim yukarıdaki sekmelerde Ayrıntılar kısmında ilk yazarın adını değiştirmeyi unutmasın. Çünkü bu tür başkası tarafından yapıldığı iddia edilen Cv’de yazarlar kısmında kendi adımı görünce gülümsüyorum. Tabi belgenin yaratılma tarihini de unutmayalım :)”

Adsız.jpg

 

Örnek 4- 8-9 yılda 9000’in  üzerinde mülakat deneyi olduğunu iddia eden SMP var.

Bu cümleyi yazan SMP’nin kariyerine baktım. Çalıştığı şirketlere baktım ve çıkan sonucu söylemek isterim; 9 yılda 9000 mülakat yapılması demek; En az 4000 kişinin işe yerleştirilmesi demektir. İyi bir sayıdır. Her yıl için ortalama 444 aday işe yerleştirilmiş rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki her yıl yerleştirilen kişi sayısı neden bu kadar fazladır? Çalıştığı kurumlarda 1000 kişi çalışsa 444 aday yerleştirme demek nereden bakarsanız %44,4 turnover demektir. Bu sayıdan sonra İK’cılar ne demek istediğimi anladı sanırım.

Kimsenin okuldan mezun olduğu gibi hemen mülakat yapma imkanı yoktur. 1 yıl sonra profesyonel mülakat yaptığını düşünelim. https://is-gunu.hesaplama.net/hesaplama.do bu siteden iş günlerini hesapladım. Çıkan sonuç 2158 iş gündür.

  • 1 çalışma gününde 8 saat olarak alalım. 17.264 saat yapmaktadır.
  • Bir mülakatı 1 saat olarak ele alırsak; ortalama 9000 saat mülakata harcanmıştır.
  • Bu 9000 adayı bulmak için ilan yayınlanması, Cv taraması, randevu, raporlama, geri dönüş iş teklifi gibi süreçlerde vardır. 3000 saat bu süreçler tutsa (9000 mülakat için ortalama 12.000 adayla telefonla görüşmeniz gerekir. (Her görüşme 2 dakika sürse 400 saat sadece telefon görüşmesi sürer); toplam 10.000 saat ediyor.
  • 17.264-12.000=5.264 saat kalıyor.

Tüm bunları yaparken ücretler hangi ara hesaplandı? Eğitim hangi ara verildi? Hangi ara performans, bütçeleme, zam vs gibi diğer İK süreçleri yapıldı? Hangi ara İK yöneticiliği yapıldığını merak etmiyorum değil. Böyle bir şey olduysa dünyada yazılan tüm işletme ve İK kitaplarını yırtıp çöpe atalım derim.

Hayır matematik bilmedikleri gibi bizimde matematik bilmediğimizi düşünüyorlar. Elbette Kişisel PR yapılabilir ama sayıları da fazla abartmamak gerektiğini düşünüyorum.

tumblr_mfw75jAyrm1rwu65wo1_500.jpg

Kaç mülakat yaptın? diye sorduklarında ben

 

Şimdi size soru; daha kendi CV’sinde yaptığı mülakat sayısını basit hatalarla veren SMP’ye ne kadar güvenip cv hazırlatabilirsiniz? Bu konuyu takdirinize bırakıyorum.

 

Örnek 5- Ajitasyon Yaparak Müşterilerini İşe Yerleştirmeye Çalışıyorlar

Bir gün çalıştığım bir firma için Beyaz Yaka Specialist pozisyonda bir yayınlamıştım. 1 hafta sonra SMP’lerden birisi Linkedin üzerinden mesaj yoluyla bana ulaştı. Mesajında mealen elinde bir aday olduğunu, pozisyonla ilgilendiğini değerlendirip değerlendiremeyeceğimi sordu. Adayın özgeçmişini kendisinden istedim. Profili düşük ve farklı sektörden olan bir adaydı. Özetle; pozisyonun niteliklerini karşılamıyordu. SMPye adayımızı sektör, deneyim, ve nitelikler sebebiyle olumlu değerlendiremeyeceğimizi kurumsal bir dille ilettim. Aldığım mesaj tam olarak şu oldu; “ Adayımız faturalarını bile ödeyemiyor. Hiç mi değerlendiremeyiz?”

Biliyorum işsizlik zor ve çetin bir süreç. Allah, kimsenin başına vermesin 😦 Bu noktada insani olarak üzülüyorum. Yalnız bir profesyonel, ajitasyon yaparak beyaz yaka bir adaya iş bulamaz! Adayları değerlendirirken sektör, mesleki bilgi, liderlik, yetkinlikler, deneyimler, yetenekler,  davranış analizi, kişilik analizi, ikametgah, eğitim, deneyim, hedefler, kurum iklimine uyum, bize katacağı artı değerler, güçlü referans, sertifika bilgisi….. gibi uzun karmaşık faktörleri hesaba katarak işe alım yapıyoruz. Ne zaman çalıştığım kurumun tabelasında hayır kurumu yazar o zaman ajitasyon yapın. Açık söyleyeyim; bu profesyonellik değil.

Yetenek yönetimini severim. yetenek yönetimi bazen headhunterlık gerektirir. Headhunterlık ayrı bir meziyet ve yetenektir. Bu konu üzerine daha sonra detaylı bir yazı yazmayı planlıyorum. Yalnız belirtmem gerekir; yetenekli adayları araştırmak için uyguladığım teknikleri bazı SMP’ler için de kullandım. Araştırmalarım da bana vizyon katacak proje ve yazılar bekliyordum. Sanırım hata bende çünkü beklentimi çok yüksek tutmuşum. Bulduğum tek şey sloganlardan ibaret mutlu iK tavsiyeleriydi.

ik-sosyal-medya-grubu_1328106283164.jpg

Tekrar belirtmek isterim; bir profesyonelin yaptığı işten para kazanmaları beni kesinlikle rahatsız etmiyor. Tam tersine mutlu oluyorum çünkü piyasada çeşitlilik, alternatif  her zaman iyidir.

Fakat “herkese iş buluyorum, teşekkür edin yeter, gençler için çalışıyorum, ülkemi düşünüyorum, insanları seviyorum, evrene pozitif mesajlar gönderiyorum, bahar geldi çiçekler açtı hadi hep birlikte mutlu olalım vb.” sloganvari, basmakalıp, altı olmayan popülist söylemleri öne sürüp daha sonra ücret talep etmeleri etik ve profesyonel  değil! Ülkenizi gerçekte bu kadar düşünüyorsanız; bir sivil tolum örgütünde ücretsiz çalışarak insanlara çok rahat bir şekilde destek olursunuz. ÇYDD, TOG, LÖSEV, vb. sivil toplum kuruluşlarını ziyaret eteniz yeterlidir.

Fakat buradaki ana hedef para kazanmaksa; marketing ve PR’ınızı “ben topluma hizmet ediyorum” mesajıyla vermeyin.

“İnsanlar yiyebilsin diye 10 kilo bal 100 TL” sloganıyla yaptıkları sözde bal, özde ağdayı tüketicilere satan zihniyetle bazı SMP’lerin zihniyetleri aynıdır. Üzüldüğüm nokta bu kişiler İnsan Kaynaklarına zarar vermektedir. (Bu yazıyı bu yüzden yazdım)

Algı başka gerçek başka bir şeydir. Bizler işin içerisinde olduğumuz için detaylara baktığımızda bu gibi “amatörlükleri” rahatça görebiliyoruz. Diğer meslek grupları bunları göremedikleri için kolayca erişebilecekleri bilgilere para verip erişiyorlar. Hizmetten memnun kalmayınca daha sonra “İnsan kaynaklarına ne gerek var?” sorusunu soruyorlar. Bunların yaptıkları İK’yı değersizleştirmektedir. Benim mesleğim bazı kişilerin değersizleştirmeyeceği kadar önemli ve stratejik bir meslektir.

Peki bu süreçleri toplum yararına bireysel olarak yapan hiç mi yok? Aslında var. Ben tanıştım. Onlar samimi bir şekilde Cv hazırlama, Mülakat simülasyonu konularında ihtiyacı olanlara ücretli/ücretsiz destek oluyorlar. Hepsine buradan teşekkür ederim.

Yazımı sevdiğim güzel bir sözle bitirmek istiyorum; Etik, iyi yönetimin temelidir.

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli

 

Kaynakça

(* http://e-motivasyon.net/kral-ciplak-hic-eskimeyen-bir-oyku.html)

(Görsel: http://fikircok.net/linkedindeki-buyuk-tehlikeden-haberdar-misiniz-linkedin-kullanim-rehberi.html)

Reklamlar

Kur Şoku için B Planınız Var mı?

Merhaba,

İnsan kaynaklarının görevi sadece bir ay içerisinde puantaj yapıp, ücretleri hesaplayıp birkaç mülakat yapmak değildir. İK şirket üst yönetimlerinin doğal iş partneridir. Bu yüzden stratejik karar süreçlerinde mutlaka yer almalıdır. Karar alma sürecinde kullandığı enstrümanlar çok çeşitlidir. Psikoloji, çalışma ilişkileri, disiplin, hukuk, iktisat…

Ekonomi bilimi, İK açısından stratejik düzeyde önemlidir. Açık konuşmam gerekirse; ekonomiyi takip etmeyen bir İK Profesyoneli ne şirkete stratejik partner ne de öngörüsü olabilir. Günümüzde hız çok önemlidir. Hızlı ve doğru aksiyon alabilenler başarılı olmaktadır.

Yaşadığımız son günlerde Amerika-Çin / Amerika – Avrupa arasındaki ekonomi savaşları, güvensizlik, bölgesel krizler, siyasal istikrarsızlık vb. durumlardan ötürü Euro/dolar olması gerekenden çok fazla değerlenmiştir. Bugün sizlere Kur Şokunun İnsan Kaynaklarını ve çalışanları nasıl etkileyeceğini yazmak istiyorum.

1 Ocak 2018’den yazının yayınlandığı günümüze kadar Türk Lirasının (TL) dolar karşısındaki değer kaybı %25 civarında olduğu söyleniyor. Bu durum, tükettiğimiz ürün/hizmetleri üretim girdilerinin maliyetlerini yukarı yönde hareket ettirmektedir. Zarar etmek istemeyen kurumlar, bu maliyet yükselişini ürün/hizmet fiyatlarına yansıtarak fiyat seviyelerinin artışına neden olmaktadır. Sonucunda ise enflasyon oluyor.

Ekonomide bir ürün/hizmetin birkaç günde değişmesi istikrarlı ve normal değildir. Buna karşın para piyasalarında paranın değerlerinin her an değişmesi normaldir. Durum böyle olunca bu değişken koşullar içerisinde iş dünyası çok büyük zorluklar yaşıyor. Para olması gerekenden çok fazla veya çok düşük değerli olunca reel ekonomi ile para piyasaları arasında dengesizlik yaşanıyor. Buna; kur şoku denilmektedir.

Örneğin satmak için 1000 $’a ithal ettiğiniz cep telefonunun size geçen haftaki maliyeti 4500,00 TL iken; bu yazıyı yazdığımdaki maliyeti 4900,00 TL idi (Revize; 24.12.2018 tarihi itibariyle 5350 TL’dir) . Hammadde veya yarı mamul girdilerini ithalatla karşılayan işletmeler zamanla kur şoku yaşıyor. Ardından ürün/hizmet fiyatlarına zam yapıyor. Bunu gören diğer oyuncularda zam yapıyor ve piyasadaki tüm ürünlere enflasyonist etkiyle fiyat seviyeleri yukarıya çekiliyor. Ancak değişmeyen bir şey var; o da tüketicilerin ücretleri. Hal böyle olunca piyasalar durgunlaşıyor. Bu durum, önlem alınmazsa ekonominin minimum düyeyine gelinceye kadar devam ediyor.

Kur şokunun olumlu etkisi ise ihracatta gözleniyor. Para biriminde yaşanan hızlı değer kaybı, ihraç edilen ürünlerin uluslararası piyasalarda daha rekabetçi hale gelmesini sağlıyor.

Kur şokunun diğer etkileri ise istihdamda gözleniyor. Enflasyon ile işsizlik arasındaki ilişki, ‘Philips eğrisi’ adı verilen teoriyle açıklanıyor. Philips eğrisine göre, enflasyonda yaşanan düşüş, işsizlikte artış yaratıyor.

Issızlik_egrisi.jpg

Ben bu durumun Türkiye için daha farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türk yöneticiler, bir kriz ile karşılaştıklarında yaptıkları ilk şey küçülmeye gitmektedir. Küçülme kısmında ise sırasıyla;

  1. Alınması planlanan pozisyonların iptal edilmesi,
  2. Norm kadrolarda daralma
  3. Süreçleri outsource etme
  4. Outsource edilen süreçlerde tasarruf yapma eğilimi görünmektedir.

Bu sebeple Philips eğrisini Türkiye için   kriter olarak almamak gerekir. Bence kur şoku yaşandıktan sonra Merkez Bankası piyasalara faiz ve döviz satışı ile müdahale eder. Piyasalar genellikle bu müdahalelere olumlu yanıt verir. Yalnız kur şokunun en tehlikeli riski döviz kurlarını psikolojik olarak yukarıya taşımasıdır. Aşağıdaki grafiğe baktığınızda ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

ınsan_Kaynaklari_Bilimi_Para_Birimleri_gelismekte_olan_ulkeler_kur_soku.jpg

Aynı mehter adımı gibi görebilirsiniz. İki ileri bir geri. İki yukarı bir aşağıya. Bir yıl içerisinde eğer döviz iki yukarı bir aşağı yönde hareket ederse yılın sonunda yukarı hareket etmiş olacaktır. Diğer adıyla 1 ocakta 100,000 TL’nizin satın alım gücü 100,000 TL ise 31 Aralıkta 100,000 TL’nin alım gücü 80,000 TL oluyor. Yani para kaybediyorsunuz demektir.

İnsan Kaynakları da burada devreye girmektedir. Sene başında zam pazarlıklarından sonra bir şekilde uzlaşı sağladığımız çalışanlarımız; Eylül-Kasım döneminde zam talepleriyle İnsan Kaynaklarının kapısını çalıyorlar. “Para piyasalarında dalgalanma bizi neden ilgilendirsin?” diyebilirsiniz. Fakat çalışanlarınız mutlu olmazsa onlardan nasıl verim sağlayacaksınız? Bu yüzden doğru norm ve doğru bütçelerle işe alım yapılması hayati derecede önemlidir. Zam oranları, kişilerin sübjektif düşüncelerine göre değil; büyüme hedefi, enflasyon oranı, ciro, karlılık, hammade-yarı mamül girdileri, kurum metrikleri ve piyasa ücretlerine göre belirlenmelidir.

Aksi durumda zam alamayan çalışanlarınız işi bırakır. “Kriz ortamında kimse bırakmaz bırakan personel nereye gitsin!” diye düşünebilirsiniz ama unutmayın Psikolojik tatmin her türlü bedeli öder.

Mavi yaka bir çalışandan bile verim alma süresi en iyi koçluk, eğitim, işe alım, oryantasyon ile birlikte en az 4-6 aydır. (Bu sebeple 4857 Sayılı İş Kanunda İş güvencesini kazanma sınırı 6 ay olarak belirtilmiştir) Yetişmiş bir çalışanınız işi bırakırsa yerine getireceğiniz çalışandan ancak 4 ay sonra verim alabilirsiniz. Kriz ortamında verimsiz çalışmak istemeyeceğinizi düşünüyorum.

Tüm bunları değerlendirdiğimizde İK Yöneticisi gemiyi sağ salim karaya götürecek olan kaptana destek olan yegane kişilerden birisidir. Fakat bunun için “Haydi uçan kelebeklerden açan çiçeklerden” konuşalım, “zaten biz çalışanlarımıza değer veriyoruz” gibi sloganlar yerine; tüm İK süreçlerini sistematik bir şekilde kurgulayıp ve İK’yı rakamsal, çalışanlarınızı; insani ve gerçekten değer vererek motive eden profesyonel İK yöneticileri kuruma katkı sağlar.

Kur Şoku, etkisi içinde bu yıl alınacak önlem bulunmamaktadır. Fakat gelecek yıl bütçeler yapılırken Türk ekonomisinin durumu analiz edilerek; belki ara bir zam dönemi veya iyileştirme adı altında etkinin olumsuz tarafları sübvanse edilebilir. Özetle; ücret bütçeleriyle ilgili B planının hazır olması gerekir.

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli 

Kaynaklar

http://cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/943881/TL_deger_kaybinda_dunya_lideri.html

https://amerikaninsesi.com/a/türk-lirası-nın-dolar-karşısındaki-değer-kaybı-önlenemiyor-/4405150.html

https://bbc.com/turkce/haberler-44222250

http://mahfiegilmez.com/2013/05/phillips-egrisinin-avrupa-ziyareti.html