İK’nın LibreOffice Bakışı

Merhaba,

Uzun bir zaman önce bir mavi yaka mülakatı gerçekleştirmiştim. Mülakat sırasında adayımızı sondaj sorularla biraz sıkıştırmıştım. Çünkü kendisi üniversite mezunu, farkındalığı yüksek, başarı potansiyeli vaat eden bir adaydı. Mavi yaka işe alım yapanlar bilir. Mavi yakaların aidiyet oranları beyaz veya gri yakalara göre çok daha düşüktür. Bedenen çalıştıkları, kuruma katma değerleri düşük oldukları için asgari ücret ile asgari ücret + 500,00 TL ücret klasında çalışırlar. Bu sebeple seçenekleri fazladır.  X kurum olmazsa Y kurumunda, Y kurum olmazsa Z kurumunda çalışırlar. Çünkü aynı ücreti alacaklardır. Takdir edersiniz ki biz İK’cılar da sonucu turnover olacak bir adayı tercih etmek istemeyiz. Çünkü ona zaman ayıracağız, işe girişini yapacağız, oryantasyon, İSG eğitimleri vs derken bir şekilde direkt veya dolaylı olarak yatırım yapacağız. 5 ay sonra farklı bir yer iş bulduğu için ayrılacak. Sonra süreç tekrar başa dönecek.

Turnover sebebiyle sürekli patinaj çekeceğiz. İşe yeni alınanların yaptığı hatalar sebebiyle müşteri memnuniyetsizlikleri veya üretim kayıplarının maliyetlerini belirtmiyorum bile. (Daha önce turnoverın şirketlere olan maliyetleri ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. Turnover’ın kurumlara olan maliyetini bilmek isterseniz linki tıklayınız.) Tüm bu sebeplerle mülakatta adayımızı baskı altına almıştım. Standart mülakat olarak başladım, sonra sondaj soruları sormaya başladım sonra teyit sorularını sormaya başladım. Adayda bir sorun arıyordum. Aradığım sorun ise bizi basamak şirket olarak görüp görmediği idi. Aradığım aday sayısına ulaşmıştım. Pozisyonla bire bir uyum sağlayan iki adayım vardı. Bu noktada şunu belirtmek isterim; çalışanın mutluluğu ve verimliliği için çalışanın hem maddi hem de manevi olarak haz alması gerekir. Biz buna iş tatmini diyoruz. Sadece örnek vermek için açıklıyorum; herhangi bir pozisyona birden ona kadar değer verecek olursak ve pozisyonun değeri beş ise aradığımız adayın da beş, altı veya en fazla altı buçuk olması gerekir. Eğer siz sekiz değerlik bir adaya beş değerlik iş yaptırırsanız adayınız işi bırakacak ve siz de turnover yaşayacaksınız demektir. 

Mülakata dönecek olursak; adayı çok fazla sıkıştırdım. O kadar fazla sıkıştırdım ki Satış ve operasyon departmanını temsilen gelen Bölge Müdürü kağıda “İnanç Bey ben bu adayı beğendim, isterseniz daha fazla sıkıştırmayalım” diye not düştü. Adaydan istediğim bilgileri almıştım ve artık  hepinizin tahmin edeceği klasik sorumu sorabilirdim; “Üniversite mezunu olan birisi olarak farklı pozisyonlara da başvuruda bulunabilirdiniz. Neden bu pozisyona başvuruda bulundunuz?” Adayımızın yanıtı kısa ve netti; “Evet farklı pozisyonlara da başvuruda bulunabilirdim ama benim acil işe ihtiyacım var. Bu noktada çekirdekten yetişip, işi öğrenip şirket içi terfi ederek yönetici pozisyonuna gelmek istiyorum” demişti. Aday doğru söylüyordu. Diğer adaylar yerine bu adayımızı tercih etmiştik. Adayımız uzun yıllarca bizde çalıştı. Terfi sınavına girdi ve Perakende Yöneticisi oldu. Adayın doğru söylediğini farklı sorularımla ve adayın verdiği farklı yanıtlarda gizliydi. Adayımız kapı başvurusu ile gelmişti ve elinde bilgisayardan hazırladığı bir özgeçmiş vardı. Özgeçmişi ilk incelediğimde CV’nin %90 Libreoffice programında yazıldığını anlamıştım. Çünkü o dönemde libre office Times New Roman ile , Ms Office ise Calibri ile yazıyordu. Bir de Libre office’te harfler arası boşluk Ms Office’e göre çok daha yakındır. Kendi kendime “Libreoffice’i kullanan bir aday. İlginç birisi iş görüşmesine davet etmeliyim” diye düşünmüştüm. Mülakat aşamasında buz kırıcı sorularda cv’sinin tasarımının, puntoların ve yazı tipinin farklı olduğunu sormuştum. Kendisi de daha önce bilmediği bir yazılımla yazdığını söylemişti. Bende kendisine neden daha önce bilmediğiniz bir yazılımla yazdınız? Bu büyük bir risk değil mi? Diye sordum. O da; “Bilgisayarımı (Sony Vaio) satmak zorunda kaldım. Yeni aldığım bilgisayarın da (Netbook) CD girişi yoktu. Bende MS office lisansına ayıracak maddi kaynağım bulunmuyor. Korsan yazılım kullanmak istemedim. Araştırdım ve Libre office diye bir yazılım buldum. Bu sebeple yazdım” diye yanıtladı. Tabi mülakatın ilerleyen aşamasında; dürüstlük, araştırmacılık değişim yönetimi, güvenililirlik yetkinliklerini sorguladım ve aldığım yanıtlara göre adayımız doğru söylüyordu. 

Düşünebiliyor musunuz? Bir adayınız var ve korsan yazılıma karşı olduğu için kötü bir tasarım ve harfte olsa size etik olarak bir programda hazırlanmış bir özgeçmiş getiriyor. Bu aday diğer koşullarda uygun olduğunda elbette işe alınır. 

Bugünkü bu yazıyı da bu sebeple yazıyorum. İnsanlar üniversiteyi bitiriyor, staj yapıyor fakat iş dünyasının kullandığı üretkenlik yazılımlarından o kadar bihaber ki; mülakatta Ofis yazılımlarını kullanabiliyor musunuz? Diye başlangıç sorusu soruyorum. Doğal olarak evet yanıtını alıyorum. Sonra Excel bilginiz ne düzeyde diye soruyorum; doğal olarak “iyi/çok iyi” yanıtını alıyorum. Excel’de düşeyara formülü nedir veya neden kullanılır diye soruyorum. Önce excelim o kada iyi değil sonra üniversitede yüzeysel görmüştük sonra en sonunda ise ben exceli aslında bilmiyorum yanıtını alıyorum. Çoğu mülakatımda bu şekilde dejavu yaşıyorum. Profesyoneller kullandıkları programların sınırını ve yapabileceklerinin ölçüsünü bilmelidir. Ancak bu sayede yaratıcı olabilirler. Ayrıca bu yazımı farkındalık, sosyal sorumluluk, bütçesi MS Office yazılımı satın almaya yetmeyen ve korsan yazılım kullanmak istemeyenler kişiler için yazıyorum.

“İş”te başlıyoruz,

Nedir Bu LibreOffice? 

Blog Sunum Formatı

Üretkenlik programlarının ilk örnekleri 1970lerin ortasında ortaya çıkmaya başlamıştır. Günümüzde bilindiği şekli ile kullanılan ilk tablolama yazılımı ise 1978 yılında, Harvard Business School öğrencisi olan 1951 doğumlu Dan Bricklin tarafından icat edildi. Geliştirilen bu yazılım adı VisiCalc idi.

(L) TOTAL

Excel diye bildiğimiz Tablo Programının ilk görünümü. Atası ise VisiCalc Programıdır

1980’lerin başında Apple, lisa ve Macintoshu piyasaya sürünce bireysel bilgisayar konsepti yayılmaya başladı.  Visualcalc programı Macintosh bilgisayarlarda kullanıyordu. 

Önceleri Xerox için çalışan ancak daha sonra Bill Gates ve Paul Allen tarafından Microsoft’ta çalışmak üzere işe alınan Charles Simonyi ve Richard Brodie de bir kelime işlemci geliştirdi. Adı ise Word idi. Simonyi ve Brodie, daha önce dünyanın ilk göründüğü gibi çalışan kelime işlemcisi olan Xerox Bravo’nun geliştirilmesinde de görev almışlardı. Yani Word ismindeki kelime işlemci Microsoft’un yarattığı bir ürün değildi.   

maxresdefault

Word’ün ilk örneklerinden biri

Star office, Kelime işlemci ve sunum programını çıkarmıştır. Daha sonra 1990’larda Microsoft bu programları alıp bazı geliştiricileri de transfer edip “biraz makyajlayıp ;)” Ms Office olarak ücretli bir şekilde satmaya başlamıştır. Fakat Microsoft Ms Office’e o kadar çok yatırım yaptı ve geliştirdi ki; şu anda kullanılan Ms office gerçekten iyi bir üretkenlik programıdır. Aslında haksız da değiller. MS office ile yetişen gençler ş dünyasına başlayınca farklı program kullanamıyor, sonucunda kurumlar da Microsft’a milyarlarca $ para kazandırıyor. Sürdürülebilir büyüme diyebiliriz. Bu konuda Microsoft’u, stratejistlerini ve geliştiricilerini tebrik etmek gerekir. Aynı durum Apple iWork içime de geçerlidir. Apple’ın geliştirdiği iWork yazılımı da Star Office’e dayanır. Star office daha sonra Oracle ile birleşince ofis programları Open Office’e evrimleşmiştir. Daha sonra 2010’lu yıllarda ise geliştiriciler libre office’i kurarak ofis yazılımlarını bir vakıf halinde ücretsiz sunmaya devam etmiştir.

 

Libre_office_tarihcesi

Libre Office Tarihçesi

Özetle;

  • Ms Office Ücretlidir
  • Libre Office ise Ücretsizdir 

Burada Microsot’u eleştirmek istemiyorum çünkü MS Office gerçekten iyi bir yazılım ve tüm işlerimizi görmektedir. Ms Office, Microsoft’un yarattığı bir yazılım olmasa dahi geliştirdiği bir yazılımdır. Bu noktada şunu vurgulamak isterim; Microsoft, Apple veya başka bir şirket olsun fark etmez. Arkasında milyar dolarlık sermaye gücü bulunan bir yazılım yerine arkasında kollektif çalışmayla geliştiriciler bulunan bir yazılım olan Libre Office’e daha sempati ile bakarım 🙂 

Konu hakkında yeterli bilgisi olmayanlar için belirtmek isterim; LibreOffice, Ms Office’in dosyalarını rahtalıkla açabilir ve üzerinde işlem yapabilir.

LibreOffice, The Document Foundation (Belge Vakfı) tarafından geliştirilen açık kaynaklı ve ücretsiz bir ofis yazılımı seti. 2010 yılında, StarOffice’in açık kaynaklı bir versiyonu olan OpenOffice.org’dan çatallanmıştır. LibreOffice paketi; kelime işlemci, elektronik tablo, slayt gösterisi, çizim, veritabanı ve matematiksel formüller oluşturma programlarını içerir. 100’den fazla sayıda dilde kullanılabilir. LibreOffice bir özgür yazılım olup adındaki Libre sözcüğü İspanyolca ve Fransızca’da “özgür” anlamına gelir. Bir diğer adıyla Libre Office bizim şu an ücretli olarak kullandığımız Ms Office programlarının ücretsiz bir alternatifidir. Ms Office’in yaptığı tüm işleri yapar. Tek farkı kullanıcı arayüzü görece zordur ve alışma süren gereklidir. (bazı excel makroları ve/veya formülleri libre office’de çalışmaz) 

Libre Office’te 

  • Kelime İşlemci olan Writer
  • Sunum programı olan Impress 
  • Tablo programı olan Calc
  • ve diğer yazılımlar bulunmaktadır. 

Ms_office_libreoffice_ve_iwork_programlari_insan_kaynaklari_bilimi_ise_alim_emre_inanc_kayaturk

Writer

Writer bir kelime işlemcidir ve görevi yazı yazmanıza olanak sağlayan bir yazılımdır. Writer; modern, tam özellikli bir kelime işlemci ile masaüstü yayın aracından ihtiyaç duyacağınız tüm özelliklere sahiptir. Hızlı notlar alabilmek için basit; içerik, diyagram, dizin ve daha fazlasını içeren kitaplar oluşturacak kadar da güçlüdür. MS Office’teki karşılığı MS Word, iWork’teki karşılığı ise Pages’tir. dür. Writer’da istediğiniz yazıları kaleme alabilirsiniz. Kullanımı basittir ama sesle yazım özelliği gelmemiştir. Bunun yanı sıra çoğul mektup yazma özelliğin aradım ama bulamadım. Sanırım bu özellik bulunmuyor ya da ben bulamadım. Bir kelime işlemciden ne bekliyorsanız Writer size onu verecektir. Benim Pages, Word ve Writer yazılımları arasından favori üretkenlik uygulamam Pages’tir. Yalnız yukarıda belirttiğim gibi Writer size istediğinizi verecektir. 

Impress 

Impress Bizim sunum hazırlamamızı sağlayan bir yazılımdır. Sunum düzenleme ve oluşturması, farklı düzenleme ve görünüm kipleri sayesinde esnektir. Bu yazılımla sunumlar hazırlayabiliyoruz ama sunum hazırlaması çok zahmetlidir. Impress’in Ms Office’teki karşılığı PowerPoint, Apple iWork’teki karşılığı ise Keynote’tur. Impresste menüler ve slayt araçları kalındır. Bana göre kabadır. Henüz YouTube entegrasyonu olmamıştır. Sunum hazırlanır veya hazırladığınız sunumları kullanabilirsiniz ama Sunumu Apple Keynote veye Ms Office Powerpointte hazırladıysanız ve bu iki programa özel animasyonlarıdan birisini kullandıysanız animasyonlarınız değiştirilerek çalışacaktır. Libre Office’i sevmeme karşın sunum programını pek tercih etmem. Gerek kullanıcı arayüzü olsun gerekse de animasyonları olsun bana 1990’ların programlarını hatırlatmaktadır. Bu noktada daha çok gelişmesi gerekmektedir. Benim Keynote, Powerpoint ve Impress yazılımları arasından favori üretkenlik uygulamam Ms Powerpointtir. 

Calc

Calc ise Libre office’te tablo hazlamaya, hesap yapmaya yarayan bir yazılımdır. Calc’ın Ms Office’teki karşılığı Excel, Apple iWork’teki karşılığı ise Numbers’tır. Calc yazılımında Excelde yaptığını işlerin %99’unu yapabilirsiniz. Ms excelde bir hücrede bir şey yazarken aynı hücre içerisinde bir alt satıra bir şey yazmak istediğiniz boşluk tuşuna uzun uzun basarak yapmak zorundasınızdır. Buna karşın Calc’te ise shift center dediğinizde aynı hücre içerisinde bir alt satıra inme şansınız vardır. Bu yüzden organizasyon şemalarını Calc yazılımında hazırlıyorum. Calc yazılımında kullanılan formüller ile excelde kullanılan formüller birbirine çok yakındır. Örneğin; Excelde; =TOPLAM(A1:A34) yazdığınız formülü Calc programında =TOPLA(A1:A34) yazmanız gerekmektedir. Formül konsunda 1-2 günde alışabilirsiniz. Bir diğer özelliği ise .cvs formatında çıkan raporlarda excel ayrı ayrı sütunlara yerleştirmezken Calc’ta açtığınızda verileri ayrı sütunlarda görebilirsiniz. Aslında bakarsanız  bu konuda excelden fersah fersah ileridedir. Madalyonun diğer yüzünde ise karşın CALC Ribbon arayüzüne alışan kullanıcılar için zahmetli gelecektir. Bu durum konfor alanı olarak düşünebilirsiniz ama zaman yönetimi iş dünyası için önemlidir. Diğer adıyla vakit nakittir. Bir diğer noktada ise bazı formüller, bağlantılar ve makrolarınız Libre Office calc’de çalışmaz. Bir diğer hususa ise FX butonu bulunuyor. Benim Numbers, Excel ve Calc yazılımları arasından favori üretkenlik uygulamam libre Office Calc ve Ms Exceldir.

Bunların dışında Libre office ile birlikte geen fakat diğer formlarda ayrı satılan veya olmayan yazılımlar da mevcuttur. 

Microsoft, MS Office 2007’den beri ribon arayüzünü kullanmaktadır.

Bu arayüze alışan kullanıcılar için LibreOffice’in kullanımı zor gelebilir çünkü; verimlilik odaklı olan iş dünyası içinde yapmak istediğinizi hemen yapamayabilir ve zorlanabilirsiniz. Zaman kaynağına kısıtlı olduğu iş yaşamı için saatlerin ve dakikaların önemi çok fazladır. LibreOffice aşağıdaki arayüzle gelmektedir;

LibreOffice geliştiricileri bu sorunu yeni sürümde çözmüşler. İsterseniz “Viev>User Interface>Refisters” yolunu izleyerek LibreOffice’e aşağıdaki görünümü verebilirsiniz. (macOS yazılımı için daha iyi ve verimli göründüğünü/kullanıldığını söyleyebilirim)

Aşağıda belirtilen programlar MS Office’de gelmeme fakat LibreOffice’de standart olarak gelmektedir;

Draw-Çizimler 

Draw (Çizim), hızlı bir çizimden karmaşık bir plana her şeyi üretmenize ve grafik ve diyagramlarla iletişime devam etmenize imkan verir. Draw’ın Apple’d karşılığı bulunmamaktadır. Microsoft’t ise karşılığı Ms Visio’dur. Ms Visio MS Office paketinden ayrı satılır. 

Base Veri Tabanı 

Base Veritabanı güçlü kullanıcılara ve işletme ihtiyaçlarına hitap eder ve geniş çapta çok kullanıcılı veritabanı motorlarının bazıları için yerel destek sürücüleri sunar. 

Math – Formüller 

Math Formül LibreOffice takımının formül düzenleyicisidir; metin belgelerinize, hesap tablolarınıza, sunumlarınıza ve çizimlerinize mükemmel biçimlendirilmiş matematiksel ve bilimsel formüller eklemeniz için size yardımcı olabilecek bir araçtır.  Formülleriniz kesirli sayılar, üstlü ve tabanlı sayılar, integraller, matematiksel işlevler, eşitsizlikler, denklemler ve matrisler gibi birçok ögeden oluşabilir. Math Formül’ü ya LibreOffice Başlangıç Merkezinden çalıştırarak tek başına kullanabilirsiniz ya da ihtiyacınız olduğunda Writer Kelime İşlemciden, Calc Hesap Tablosundan, Impress Sunum yöneticisinden veya Draw Çizim grafik paketinden kullanabilirsiniz.

Bildiğiniz üzere ben daha önce İK’nın iWork ile sınavı adında bir yazı kaleme almıştım. Apple iWork Üretkenlik yazılımı ile Microsoft Office üretkenlik yazılımlarını karşılaştırmıştım. Yazımın sonunda ise MS Office’in daha iyi bir yazılım olduğunu belirtmiştim. (Nedenlerini öğrenmek isterseniz lütfen tıklanınız) Bu yazımda ise Ms Office’in bir adım önde olduğunu fakat libre Office’in sadece burun farkıyla 2. Olduğunu belirtmek isterim. 

Genel olarak konuyu toparlarsak; Eğer Ms Office’e ayıracak bütçeniz yoksa veya değişim istiyorsanız Libre Office işlerinizi çok rahat bir şekilde görecektir. Bu açıdan libre office’ denemenizi şiddetle tavsiye ederim.  Gerek devlet gerekse de özel sektör olarak Microsoft Office’e bir yılda çok fazla para veriyoruz. Bu paralar ise tabiri caizse havaya uçup gidiyor. İşim gereği Kamu yönetici ve çalışanlarıyla temas haindeyim. Bilgisayarlarını açıp MS Office üretkenlik uygulamasını çalıştırdıklarında içim cız ediyor. Çünkü Microsofta verilen para bizim paramız. Bu parayı ülkemiz dışında bir şirkete vermektense altı ay boyunca zorluk çekelim ama ücretsiz Libre Office’i kullanalım. Aynı düşünceleri özel sektör için de paylaşıyorum. Hatta sigara molasında Bilgi Teknolojileri Müdürümüzü bu konuda çok sıkıştırıyorum 🙂 

Milyarlarca TL’yi (Açık kaynaklarda Microsofta ödediğimiz parayı göremiyorum ama vergi veriyorum!) Türk olmayan bir şirkete vermek yerine ücretsiz üretkenlik uygumalarını kullanmaya başlar ve tasarruf ettiğimiz kaynakları da Türk yazılımcılarına teşvik vermemiz çok daha stratejik olacaktır. Bu sayede hem paramız yurtiçinde kalacak hem de Cumhuriyet’in İnsan Kaynağına iyi bir yatırım yapmış olacağız.  Bu durum emin olun geleceğimiz için çok daha iyi olacaktır. Danimarka hükümeti 2010 yılında aldığı bir kararla Kamu kurum ve kuruluşlarında MS Office yerine Libre office’e geçmiştir. 

Yazımın bir diğer amacı da bu konuda farkındalık yaratmaktır. Unutmayın zorlukları ancak kollektif çalışarak ve en değerli kaynağımız olan insana yatırım yaparak aşabiliriz.  

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli 

 

Kaynaklar ve LibreOffice resmi sitesi

https://www.libreoffice.org
https://tr.wikipedia.org/wiki/LibreOffice

Tablolama Programı

İK Bloggerlığı ve İK Youtuberlığı

Merhaba,

Teknolojik gelişme ile ilgi alanlarımız ve ilgi alanlarımızı takip ettiğimiz formatlar değişmektedir. Bugün eğlenceli bir yazı kaleme almak istiyorum ve soruyorum İK Youtuber’ın fendi İK Blogger’ını yenecek mi?

Hazırsanız başlıyoruz 😉

Dünya bir toz bulutu olduğu zamandan başlamayacağım. Birkaç küçük cümle ile yakın tarihsel kısmı özetleyeceğim.

Şu an ilgi alanlarımızın çoğunu YouTube’dan izliyoruz. YouTube’dan önce ne yapıyorduk diye sorarsanız;

– Dergi ve gazeteleri takip ediyorduk
– İnternet forumlarında giriyorduk
-TV’den takip ediyorduk 

YouTube, Bir partide çekilen videoyu internetten paylaşmak isteyen birisinin videoyu neden internete yükleyip linkini göndermiyorum? diye kendi kendine sormasıyla başladı. YouTube’un ilk zamanlarında düşük kaliteli ama dönemine göre ilginç, komik vb. videolar paylaşılmaya başlandı. Sonra Google YouTube’u satın aldı. İçerik üreticilere tıklama, like veya abone sayısı üzerinden ödeme yaptı. Sonra içerik üreticiler arttı. 4K videolar, güzel jenerikler, çok güzel video editlemeler yaşamımıza girdi.

Bloggerlığın gelişimi ise hemen hemen YouTube ile aynı döneme denk gelmektedir. YouTube’dan farklı olarak WordPress İK bloggerlarına ücret ödemiyor 🙂 biraz gönüllülük veya hobi işi anlayacağınız. Bu noktaya kadar kısa bir özet geçmek istedim. Şimdi konuyla ilgili bilinen en stratejik bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum; günümüzde bilgi okunarak değil izlenerek öğrenilmeye çalışılıyor. Durum böyle olunca “Acaba “İK Youtuber”lığı “İK Blogger”lığını sonlandırabilecek mi? Başka bir değişle İK Bloggerlığı yok olacak mı?

Radyo çıktığı zaman gazetelerin, televizyon çıktığı Zaman radyoların, internet çıktığı Zaman televizyonların yok olacağını iddia eden çok kişi oldu ama .durum söyledikleri gibi olmadı. Belki gazetelere, radyolara ve televizyon kanallarına ilgi azaldı ama gördüğünüz gibi yok olmuyorlar. Birden fazla nedeni var;

Blog Sunum Formatı

1. Her arz kendi talebini yaratır
Siber uzayın sınırları çok geniş. Ayrıca tam bir tam rekabet ekonomisi geçerli. Siber uzaya girişler serbest. Tabi bu serbestlik İran. Rusya veya Kuzey Kore gibi beşinci sınıf bir ülke vatandaşı değilseniz mümkün 🙂 Milyarlarca kullanıcı var ve bazı grupların ilgi alanları işlediğiniz konu oluyor veya ürettiğiniz içerikler baı grupların ihtiyaçlarını karşılıyor.

2. İş dünyası
Konu İK Bloggerlığı olduğu için iş dünyasını özellikle vurgulamak isterim. Bloggerlığın yazılı ve YouTube’un video içerikli oluşu iş dünyasına İK alanında bilgi almak isteyenleri blog sayfanıza yönlendiriyor. Nedeni çok basit; çünkü ofiste YouTube videosunu izleyemezsiniz fakat blog yazısını rahatlıkla okuyabilirsiniz 😉

3. İşlenen konuların eğlence değil iş ile ilgili oluşu
Her ne kadar biz işkolikler insan kaynakları alanındaki içeriklerden büyük keyif alsakta “içerik tüketiciler” özel yaşamlarında bu konuları iş olduğu için 2. derecede önemli kategorisinde değerlendiriyor ve İK videosu izlemek yerine kendilerine göre daha eğlenceli içerikleri izlemeye vakit ayırıyorlar.

4. İşini hobi olarak gören kitle çok fazla değil 😦
Yukarıdaki maddeyle bağlantılı olarak talep değişik nedenlerle az olunca izlenme oranı da düşük oluyor. Bu durum İK Youtuber’ın gelirini olumsuz yönde etkiliyor.

5. Vakit nakittir
Yazı yazmak görece video çekmeye göre kolaydır. Bir tane bilgisayar, tablet veya akıllı telefon yeterli oluyor. (Okuduğunuz bu yazıyı bilgisayarımı evde bıraktığım için iPad’den yazıyorum) Fakat video çekmek o kadar kolay değil. Ben İK Youtuber’ı değilim ama çalıştığım kurum için e-eğitim videoları çekiyorum. 20 dakikalık bir video için 2-3 saat harcadığımı bilirim. Videoya başlıyorsunuz bir kelimeyi yanlış söylerseniz o sahneyi tekrar çekmeniz gerekiyor. Bu konu için “fakat montaj sırasında kesilebilir” diyebilirsiniz. Evet teknik olarak yapılabilir ama iyi bir video edin programına ihtiyacınız var demektir. Bunu gerçekleştirebilmek için nasıl yapılacağını bilmelisiniz. Bunu bilmek için de zamanınızı ayırmalısınız. İş insanı olarak belirtmek isterim ki; bizim böyle bir lüksümüz bulunmamaktadır.

6. İçerik üretmek için kullanılan cihaz ve alt yapının yatırım maliyeti
YouTubelar geliştikçe hedef kitle daha kaliteli bir çekim ve video istiyor. Durum böyle olunca ilk yatırım maliyeti yüksek oluyor. Stüdyo veya ofis gerekiyor, iyi bir kamera, mikrofon, video işleme yazılımı ve güçlü bir bilgisayar gerekiyor. Bunların hepsi de bir maliyet ve ciddi bir maliyet. Yüzeysel bir hesap yaparsak stüdyo ve ofis hariç yatırım maliyeti 15.000-20.000 TL arasındadır. (tüyo; ben bu noktada MacBook’umdaki iMovie yazılımımı kullanıyorum ve ücretsizdir)

7. Üretilen içerikler genellikle B2C’yi hedefliyor fakat İK’cının bir diğer hedef kitlesi B2B’dir
Bu maddeyi İK Youtuber’ı sn Hülya Mutlu’ya adamak istiyorum. Plaza Türkçesi konusunda kendilerinin güzel videoları bulunmaktadır 🙂 işin esprisi bir yana üretilen içerikler hep bireysellik hedefliyor fakat İnsan Kaynaklarınım bir diğer hedef kitlesi kurumlardır. Kurumlar ise YouTube’da içerik tüketmez.

Tüm bu faktörleri düşündüğümüzde İK Youtuber’lığının yol alması gereken mesafe bulunmaktadır. Buna karşın belki ışık, görüntü vb. olmasa da ana fikir ve bilgi açısından tüm İK Yotuberları çok kaliteli içerikler üretiyor. Hepsi birbirinden iyi. Sırlama yapmak doğru olmaz ama ben en çok (alfabetik) Aydan Çağ Aydın ve Banu Çakar’ın içeriklerini izlemekten büyük keyif alıyorum.

En baştaki soruya gelecek olursak, İK Youtuberlılığı İK Bloggerlığı popülaritesini veya ilgisini henüz yakalayamadı. İK Bloggerlığı ve İK Youtuber’lığının da karşı karşıya değil; birbirini tamamlayıcısıdır. Yazılı içerikten video içeriğe doğru gidiş var. Fakat uzun bir süre daha İK Bloggerlığının var olacağını düşünüyorum. İsterseniz bu öngörümün ne kadar doğru olacağını İnsan Kaynakları Bilimi Bloğunun 10. Yılı olan 2025’te işliyor oluruz.

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli

Yeni Kıdem Tazminatı Fonu 

Merhaba,Bu satırları Yalova’ya iş seyahati için giderken yazıyorum. Geçen sefer yine Yalova’yla giderken yazdığım yazı çok beğenilmişti. O yazıyı telefondan yazmıştım. Bu sefer hazırlık yaptım ve tabletimi de getirdim 🙂

Bugün güncel bir konu üzerine yazı yazmak istiyorum. Şu kıdem tazminatı konusu. Ben daha önce kıdem tazminatı ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. (lgili yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız) O yazı hem güncelliğini yitirdi hem de siyasi erk kıdem tazminatı fonu yasa taslağında değişiklik yaptı.

Güncel  kıdem tazminatı yasa taslağına göre;

  1. Çalışanların askerlik, evlilik ve haksız nedenle çıkarılması durumunda ödenmesi gereken kıdem tazminatı kaldırılıyor.
  2. Yerine bir fon getiriliyor. İşveren çalışanlar için her ay brüt ücreti üzerinden %4 prim ödeyecek
  3. Çalışanlar ise her ay brüt ücreti üzerinden %3 prim ödeyecek
  4. Çalışan işten ayrılsa da çıkarılsa da kıdem tazminatını hemen alamayacak
  5. Çalışanlar ancak emekli olduklarında biriken paralarının %25’ini alabilecek
  6. Geri kalan %75 ilk ücret ise sizin emeklilik ücretine yansıtılacak
  7. 3500 TL brüt ile çalışan bir profesyonel 20 çalışma yılını tamamlayınca ortalama 64.000 TL tazminat alması gerekirken bu sistemde 53.000 TL tazminat hak edişi olacak (*)
  8. Fakat bu 53.000 TL’nin 13.250 TL’sini peşin alabilecek (*)
  9. Söz konusu profesyonelin an itibariyle emeklilik maaşı 1600 TL geri kalan %75’lik alacaklarınız aylık maaşınıza eklenecek ve emeklilik ücretiniz 1640 TL olacak (*)
  10. (Tabi o döneme kadar yaşarsanız)
  11. Şu anda uygulanan her çalışma yılına ödenen 30 günlük brüt ücret tazminat her çalışma yılı için 15 güne indirileceğine dair bir söylenti de var
  12. Ayrıca 10 hizmet yılınızı doldurduğunuzda sıfır araba veya ev alırsanız biriken tazminatının %50’sini alabileceğinize dair de söylenti var.

Bu teklif henüz kanunlaşmadı. Bu şekilde de kanunlaşabilir, farklı bir şekilde de kanunlaşabilir. Bu sebeple burada okuduklarınız şu anda tasarı.

Bu noktada yasa tasarısının nasıl olacağından, teknik kısımlarının işverene, çalışanlara, topluma Nasıl zarar geleceğini teknik anlamda anlatmaktan ziyade konuyla ilgili ana düşüncemi belirtmek isterim. Türk iş dünyası şu anda uygulanan kıdem tazminatını kabul etmiş ve benimsemiştir. İşverenler, çalışanlar, sendikalar, toplum bu kuralı benimsenmişken neden değiştirilmek isteniyor? Bozuk değilse tamir etmeyin.

Herkesin uzlaştığı konular üzerinden  tartışmaktansa enerjimizi ve kayaklarımızı bilime, eğitime, verimliliğe ve inovasyonda ayırmalıyız. Çalışanların emekleri kutsaldır ve kutsal olan şeye dokunulmamalıdır. Türk iş dünyasını biz iş insanlarına ve ekonominin görünmez eline bırakın.

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli 

 

Kaynak 

* Fox Tv Ana Haber 11.06.2020

Profesyoneller Kaderini Yönetebilir

Merhaba,

Bir önceki yazımda “Coğrafya Kariyer Yönetiminin Kaderi midir?” diye sormuştum ve kötü bir coğrafyada olsak dahi kaderimizi şekillendirebileceğimizi belirtmiştim. (Yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız) Bu yazımda ise profesyonel kaderimize nasıl hükmedeceğimizi anlatmaya çalışacağım.

Hazırsanız başlıyoruz 😉

  • Coğrafya dediğim olgu sadece ülke, şehir, ilçe gibi profesyonellerin yaşadıkları yer olarak tanımlamıyorum. Coğrafya sahip olduğumuz veya sahip olabileceğimiz tüm imkan ve kabiliyetlerdir.
  • Elbette yaşadığımız yerin olanakları yadsınamaz bir gerçektir. Türkiye’nin İstanbul ilinde yaşayan bir Fizik Profesörü iseniz ve Fizik alanında insanlık tarihinde çığır açan bir Fizik Profesörü olmak istiyorsanız işiniz zordur. Çünkü Türkiye’de bilime yapılan/yapılmayan yatırımlar malumunuzdur. Buna karşın bilimin farklı alanında Nobel ödülü alan Türk Bilim İnsanlarımızın da olduğunu unutmamanız gerekir.

1841832_770x443

  • Başka bir coğrafi bariyer ise Toplum kültürüdür. Toplumumuzda yeniliklere karşı bir ön yargı ve küçümseme vardır. Bu küçümseme ve sen mi yapacaksın? aşağılamalarına maruz kalan profesyoneller bir süre sonra yapamayacaklarını düşünüyor ve ya cam tavan sendromuna giriyorlar ya da Seligman deneyinde olduğu gibi öğrenilmiş çaresizliği kabule diyorlar. Bu durumu lehinize dönüştürmenin tek faydası kabullenmektir. Fakat yapamayacağınızı kabullenmek değil; toplumun sizin yapamayacağınızı düşündüğünü kabullenmektir. Bu durumda bir kuş gibi kendinizi hafif hissedersiniz. Çünkü zaten iddialı değilsiniz. Başaramazsınız bile en fazla “Biz söylemiştik” derler. Başka bir metotta bu tür hedeflerinizi çok kimseyle paylaşmamanızdır.
  • Başka bir noktada ise sizi aşağıya çeken insanlardan kurtulun. Bir kimsenin veya bir şeyin size faydası yoksa zararı vardır. Gerekirse arkadaş çevrenizi değiştirin. Hedefinizle bağlantılı olan kişilerle temasa geçin. Artık sosyal medayadan bir çok duayeni takip edebiliyoruz. En kötü hedeflediğiniz iş veya pozisyonun jargonunu, çalışma şartlarını, sektörel sorunlarını, başarılarını yüzeysel dahi olsa bilir ve görürsünüz. Bu taktik hamlelerle çevre faktörünü değiştirmiş oluyorsunuz. Çevreniz değişince kötü olan coğrafyanız da değişmiş olmuyor ama hayatı anlayışınız ve standartlarınız yükseliyor.
  • Bu konuda verilebilecek en güzel örnek İsrail’dir. Bilindiği üzere İsrail, bir ortadoğu ülkesidir ve çevre toplumlar onlara pek sıcak bakmazlar. Buna karşın İsrail, şu anda dünyada askeri, bilim ve teknoloji anlamında hatırı sayılır bir yerdedir. İsrail devleti su sıkıntısı yaşadığı için deniz suyundan içme suyu elde etmektedir. Diğer devletler onlara bir ortadoğu ülkesi muamelesi yapmamaktadır. En önemlisi ise İsrail Avrupa’da düzenlenen Eurovision şarkı yarışmasına katılım göstermektedir. Diğer adıyla çevrenizin sizi aşağıya çekmesine izin vermemelisiniz.
  • Türk toplumunun geleneklerine göre bir aristokrasi sınıfı pek yoktur. Bizim toplumumuzda asillik aile kanınızdan gelmez. Zaten normalde de asillik kanla gelmez. Konuya dönecek olursak; ailenizin durumu maddi açıdan iyi olmasa dahi bu durumu bahane ederek hedeflerinizden şaşmamalısınız. Belki ailenizin sizi şehir dışında üniversite eğitimi görmenize yetecek imkanı bulunmayabilir. Buna karşın bu açığı alanınızda başarılı olarak ikamet ettiğiniz ildeki okulun puanını yakalayarak bulabilirsiniz. Başka bir noktada ise Özel üniversitelerden burs alabilirsiniz. Hiçbirisini yapamıyorsanız uzaktan eğitim görebilirsiniz. Bu noktada yaratıcılık tamamen size kalmıştır.
  • Bir önceki yazıda konu başlığında şunu belirtmiştim; “Şöyle düşünün üniversiteden mezun oldunuz. Ailenizin geliri sizin çalışmanızı gerektirmiyor ve istediğiniz meslekte çalışmak için yeterince iş arama veya eğitim için zaman kaynağınız var. Bu durumda hayallerinizdeki meslekte çalışmak için diğer rakiplerinize göre önce başlıyorsunuz demektir. Bir de bu durumun tam tersini düşünün üniversiteden mezun oldunuz ve ailenizin geliri sizin çalışmanızı gerektiriyor. Bu durumda Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisine göre istediğiniz meslekte iş bulmak için belki 2 belki de 4 ayınızı ayırırsınız. Bulamazsınız girdiğiniz ilk işte çalışmak istersiniz. İstediğiniz meslekte veya sektörde iş bulamazsanız geçmiş olsun diyeyim. Çünkü ilk iş çok önemlidir. Okuldan mezun olduktan sonra ilk hangi işi yaparsanız öyle devam edersiniz. Meslek değiştirmek istediğinizde meslektaşlarım ve ben size şu soruyu muhakkak sorarız ve büyük ihtimalle sizi eleriz. “İnsan Kaynaklarında çalışmak istiyorsunuz yalnız deneyiminiz satış pazarlama üzerine”
  • Bu olumsuz durumun önüne geçebilmek için üniversitede önleminizi almanız gerekmektedir. Zorunlu ve gönüllü stajda iyi bir performans göstermeniz, hedeflediğiniz mesleğin süreçlerini, jargonunu, güçlü ve zayıf yanlarını bilmeniz sizi diğer adayların bir tık önüne çıkacaktır. Şans bir faktör diyebilirsiniz ama şansı biz kendimiz yaratırız. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Hiç piyango bileti alamazsanız ikramiyeyi kazanma şansınız hiç yoktur.
  • Sektör kısmına gelecek olursak; evet çalıştığınız sektör sizin ikliminizi etkiler ancak sektörünüz mecburen farklı sektörlerle de çalışır. İş ortaklarınızla yürüttüğünüz projeler, basından takip ettiğiniz haberler, okuduğunuz makale ve kitaplar hem kendi sektörünüzü hem de diğer sektörleri tanımanıza yol açacaktır.
  • Yasal mevzuat ise en sıkıntılı kısımlardan birisidir. Sürekli yasalar değişiyor, genelgeler, yönetmelikler, kanun hükmünde kararnameler havalarda uçuşuyor. Bu kaos ortamında bizler de yerden 20 metre yükseklikte ince ipin üzerinde aşağıya düşmemek için durmaya çalışıyoruz. Belki girişimci olacaksınız belki de farklı bir sektöre geçmek istiyorsunuz. Tam geçiş yapıyorsunuz ve yasal mevzuat değişiminden ötürü başarısız oluyoruz. Bu durumu önlemenin en kolay yolu öngörmektir. Öngörebilmek için güçlü hislere değil; bilgiye ihtiyacınız vardır. Bilgiye, verilerden ulaşırsınız. Verilere ise istediğiniz her yerden ulaşabilirsiniz. TUİK, eurostatic,Ekonomi basını, Hukuk basını vb.
  • Bu noktada şu sorulabilir ama Pandemi sürecinde böyle olmadı. Pandemi her şeyi alt üst etti. Evet haklısınız. Pandemi çoğu sektörü alt üst etti. Fakat bu yıkımı sadece Pandemi yapmadı. Covid-19’un ortaya çıkışı 2019’un 3. ve 4. çeyreği idi. Corona, Türkiye’ye ise 2020’in 1. çeyrek sonu, 2. çeyreğin başında geldi. İşe bu altı aylık arada Türk firmaları olarak hazırlık yapsaydık belki ulusal ekonomiye etkileri yine aynı olacaktı ama etkileri hissetme oranımız daha düşük olacaktı. Sonuç olarak hazırlıklı olmalıydık.
  • Bir önceki yazımda şöyle yazmışım; Çalıştığınız şirket en büyük coğrafyanızdır. Evet. Çalıştığınız şirketin kapanması, birleşmesi, krize girmesi, büyümesi, başarılı olması, profesyonel anlamda süreçlerin olması sizin etki alanınızın sınırlı olduğu coğrafyanızdır. Firmanızda olan olumlu durumlar sizin yaşamınızı olumlu olumsuz durumlar ise sizin yaşamınızı olumsuz etkilemektedir.

Bu noktaya kadar konu başlıklarında hayali bir senaryo üzerinde yaşanılan olumsuzlukları nasıl aşılacağını örnekleriniz yazdım. Eminim bu satırları okuyanların bazıları “O iş o kadar kolay olmuyor, ama şöyle oluyor ama böyle oluyor” şeklinde düşünmektedir. Açık belirtmem gerekirse sonsuz kez bahane üretilebilir. Bu konuda ana stratejiyi yazmak istiyorum. farkındaysanız çözüm önerilerinin çoğu aynı kurgu üzerine kurulu;

  1. Planla
  2. Uygula
  3. Kontrol et
  4. Ölç Değerlendir

Bu strateji ISO Kalite standartlarından aşina olduğumuz PUKO döngüsüdür

puko_dongusu_emre_inanc_kayaturk_insan_kaynaklari_bilimi

Bilgi beş harflidir. Beşte dördü ilgidir.

Siz bir şeye ilgili değilseniz bilgili de olamazsınız. Çünkü iş süreçlerimiz gereği kimsenin zamanı yoktur. Bir konuda bilgili olmak için araştırmak gerekiyor, düşünmek gerekiyor. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün okuduğu kitap sayısı resmi olarak 3997’dir. Atatürk hem bu kadar kitabı okudu, 10 tane savaşa katıldı, bu savaşların birisi de 1. DÜNYA SAVAŞIDIR. Devrimler yaptı. 57 yaşında ise dünyaya veda etti. Atatürk’ün entellektüel birikimi öyle bir düzeye gelmişti ki; sürgüne gönderildiği Şam’da “şu ana kadar okuduğum filozoflar arasında insanlığın iyiliği için gerçekçi çözüm sunan birisine rastlamadım” demiştir. Bu konuda sadece kitap okumak yetmiyor.

insan_kaynakları_bilimi_mustafa_kemel_ataturk

Aynı zamanda kitaplardan edinilen bilgi kırıntılarıın arasında bağlantı kurularak Alfa bariyerin de aşılması gerekmektedir.

“İnsanlar kuşlardan ilham alarak uçakları yapmışlardır” diye bir toplumsal klişe bulunmaktadır. Koskoca uçaklarımızın üretimini özetleyen bu kadar sığ fikir beyanı hangi toplumlarda var bilmiyorum ama uçak üretimi için en genel olarak;

  1. Motor teknolojisi
  2. Matalurji bilimi
  3. Aerodinamik
  4. Fizik yasaları
  5. Cam bilimi
  6. Bilgisayar bilimi
  7. Üretim teknolojileri bilimi
  8. Lastik bilimin bilmeniz gerekiyor. Bu kadar bilgi için know-how. Know-how için de zaman ve para kaynağı ayrılması gerekmektedir. Bunları bilmeden sadece  bir kuşu inceleyerek uçak yapılamaz.

Kısa adıyla araştırma yapmanız yetmez aynı zamanda kişisel gelişiminize yatırım yapmanız gerekmektedir. Diğer adıyla eğitim. İşleriniz iyi gidiyorsa eğitim bütçenizi iki kötü gidiyorsa eğitim bütçenizi dört katına çıkarın. Eğitim hem yatırım için hem de kriz anları için önemlidir. Bu konuyla ilgili güzel bir yazı kaleme almıştım. Konuyla ilgili detaylı bilgi için “Kriz Yönetiminde Eğitimin Faydası” yazıma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Eğitim ve araştırma bir yere kadar sizi götürür ama teorik bilgileri gerçek yaşamda uygulamanız gerekiyor. Uygulama esnasında belki başarısız olacaksınız ama asla vazgeçmeyin. Çünkü Kentucky Fried Chicken 68 kes girişimde bulunmuş 67 kez başarısız olmuştur. KFC’nin şu an dünya çapında 21.000 restoranı vardır.

En iyiler en sona saklanır. Tüm bunların yanında coğrafyanın kaderinizin olmaması için motivasyona ve zihinsel enerjiye sahip olmalısınız. Tüm bunları karşılıyorsanız coğrafyanız kaderiniz olmayacaktır. Karşılamıyorsanız veya karşılamak istemiyorsanız ağaçtan düşen bir dal gibi rüzgarın götürmek istediği yere gitmek zorunda kalacaksınız.

ruzgar-yolculugu-gunu

“Her şey sana karşı olacak gibi görünüyorsa, uçağın size değil, rüzgara karşı durduğunu unutmayın.” – Henry Ford

Rüzgarın sizi götürdüğü yere değil; sizin varmak istediğiniz yere rüzgarı kullarak ulaşmanız dileğiyle…

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli

 

Kaynaklar

https://www.bukrek.com/gun/ruzgar-yolculugu-gunu

Coğrafya, Kariyer Yönetiminin Kaderi midir?

Merhaba,

Hiç evinizden uzak hissettiniz mi? İstanbul’a en uzak il Hakkari’dir. İstanbul’dan Hakkari uçak ile 1,5 saat, kara yolu ile 21 saat sürmektedir. Tam olarak aramızdaki mesafe 1.838,5 km’dir. Çok uzak bir yer anlayacağınız. Başınızı göğe kaldırdığımızda ise uzaklık farklı bir olgu olmaktadır. Milyarlarca yıldızın ve trilyonlarca gök isminin olduğu sonsuz uzayda insan gönderebildiğimiz tek dünya dışı yer ay olmuştur. Ay ise bize üç günlük bir mesafededir. En yakınımızdaki gezegen Mars ile olan uzaklığımız ortalama 225.000.000 (milyon) km’dir. En hızlı uzay aracımızla Mars’a ortalama 6 ile 8 ayda ulaşabiliyoruz. Hatta Mars’ta bulunan en gelişmiş araçlarımızın gönderdiği sinyaller bize 5 dakika sonra ulaşmaktadır. İnsanlık olarak henüz Mars’a fiziken ulaşamadık. Bir diğer noktada ise bize en yakın yıldız sistemi Alfa Centauri galaksisidir. Bize uzaklığı tam olarak 40.000.000.000 000 km (Trilyon) km’dir. Şu anki teknolojimizle ulaşmak istersek tam olarak yüz binlerce yıl sürmektedir. Şu an o galakside bir uzay aracımız olsa bile uzay aracından basit bir “merhaba” mesajını almak için 4,37 yıl beklememiz gerekiyor. Çünkü aramızdaki mesafeyi ışık yılına çevirirsek 4,37 ışık yılı yapmaktadır. İnsan yaşamını düşündüğümüzde ise oraya ulaşabileceğimizi ne biz ne de bizim torunlarımız görecektir. Çünkü yaşam ömrümüz uzay zamana göre bir kelebeğin ömrü gibi kısadır. Fakat unutmayın bir teoride Türkiye’de bir kelebek kanadını çırpsa Atlantik’te fırtına kopar denilmektedir.

Aslında bizi dünyaya bağlayan olgu ise Newton’un kafasına elma düşünce bulduğu yer çekimi kanunudur. Yer çekimi hem bizim için iyi bir şey hem de bizi sınırlayan bir doğa kanunudur. İyi bir şeydir çünkü yer çekimi sayesinde kas kütlemizi kaybetmiyoruz, rahat bir şekilde hayatta kalabiliyor ve diğer gündelik işlerimizi yapabiliyoruz. Çünkü bedenlerimiz yer çekimine göre evrimleşmiştir. Kötü bir şeydir çünkü yer çekimini yenmeden farklı gök isimlerine gidemiyoruz. Şu anda en son teknoloji ile tasarladığımız yüzlerce metrelik roketlerimiz, kullandığı yakıtın %99’nu dünyanın yer çekiminden kurtulmak için harcamaktadır. Bu fizik kanunu sebebiyle uzaya çıkmak için milyarlarca $ para harcamaktayız.

631808main_1981-04-12_full

Diğer adıyla; hem bizi sınırlayan hem de var olmamızı sağlayan yer çekimi bizim coğrafyamızdır. Uzay bilimi için durum böyledir. Peki İnsan Kaynakları Bilimi için durum nasıldır? Sürdürülebilir Eğitim ve Gelişim Derneğinin (*) bir online eğitiminde eğitmenimiz olan Çağlar Çabuk’a bir soru sormuştum. O soru da; kariyer yönetimi için coğrafya kaderimiz mi?  idi. Sn. Çağlar Çabuk’ta; “Evet coğrafya kaderimizdir ama küçük akvaryumdan büyük akvaryuma atladığımızda küçük akvaryumun sınırlarını çoktan aşmış oluruz” demişti.  Güzel bir yanıttı ve o an bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Coğrafya profesyonellerin kariyer yaşamlarında kaderi midir?

Twitter’da kişisel hesabımdan bir anket yaptım. Ankette Coğrafya’nın Profesyonellerin Kaderi olup olmadığını sordum. Katılımcıların %69’u kaderidir yanıtı verdi.

IMG_5866

 

İlk olarak kariyerin ne olduğunu tanımlayalım. Kariyer, en temel anlamıyla kişinin belli bir iş alanında ihtisaslaşmasıdır. Kariyer Yönetimi faaliyetleri ise çalışanın yetenek ve ilgi alanları kapsamında kariyer ilerletme faaliyetlerinin planlamasıdır. Kariyer Yönetimi işe başlama, atama/ terfi/ transfer iş/ alan değişikliklerini kapsar. Sağlıklı şekilde gerçekleştirilen Kariyer Yönetimi çalışmaları çalışan memnuniyetini artırarak, kişinin kurumda daha kalıcı olmasını sağlar. Bu nedenle; çağdaş yönetim uygulamaları kapsamında hızla yerini alan bir faaliyettir. (**)

Kısa yaşam süremizin büyük bir kısmını ofislerde geçiyoruz. Çok önem unvanlar alıyoruz ve para kazanıyoruz. Daha sonra kariyer yapmak için en değerli varlığımız olan zamanımızı harcıyoruz. Sonucunda ise kimileri başarılı oluyor istedikleri meslekte/unvanda çalışıyor kimileri ise başarısız oluyor istemedikleri meslek/unvanda çalışıyor.

Yaşamda etkin olduğumuz kadar etkin olamadığımız faktörlerde bulunmaktadır. Yaşadığımız coğrafya etken olduğumuz bir faktör müdür yoksa edilgen olduğumuz bir faktör müdür? İsterseniz coğrafya ile neyi kastettiğimi belirteyim; benim coğrafyadan kastım kariyeriniz ile ilgili olan kontrolünüzde olan/olmayan her şeydir;

  • Ülke
  • Şehir
  • İlçe
  • Netowrkünüz
  • Arkadaş çevreniz
  • Mezun olduğunuz okul
  • İlgi alanlarınız
  • Sektörünüz
  • Firmanız
  • İş arkadaşlarınız
  • Genel ekonomi
  • Yasal mevzuat
  • Takip ettiğiniz yayınlar

Benim coğrafyadan kastım bunlarıdır. İstanbul, Edirne, Tekirdağ, Düzce, Ankara, İzmit, Sakarya, Bursa, Yalova, Kırklareli, Adana, Kayseri, İzmir illerimizde işe alımlar ve eğitimler yaptım. 81 ilimiz içinde küçük bir bölüm ancak işe alım ve eğitim yaptığım illere baktığınızda Türk nüfusunun %65’inin yaşadığı yerlerdir. Bu yerlerde bir çok aday/katılımcı ile tanıştım. Hepsinde gördüğüm ortak yan ise doğal olarak yaşadıkları lokasyonun kültürünü de düşünce yapısını benimsediklerini ve bazen de kabullendiklerini gördüm.

Insan_Kaynaklari_Bilimi_Cografya_Profesyonellerin_Kaderi_Midir_Emre_Inanc_Kayaturk

Yaşadığınız lokasyon

  • “Sahil lokasyonundaki yerlerde önlisans mezunu adayların büyük bir kısmı Turizm hotelcilik mezunu”
  • “Kocaeli, Gebze hattındaki adayların çoğu Makine, teknisyenlik gibi Gri yaka adaylardı”
  • “İstanbul Esenyurt’ta bulunan adayların mülakata katılım/iş teklifini kabul etme oranı ile Ankara İvedikte bulunan adayların mmülakata katılım/işe teklifimi kabul etme oranı arasında dağlar kadar fark vardı”
  • “İstanbul’daki adaylar trafikle 30 dakikalık bir mesafede bir iş bulduğu için sevinirken Anadolu’daki adaylar ise teklifimizi kabul etmemektedir”
  • Adayların söylediği yalanlar bile lokasyondan etkilenmektedir. Esenyurt’ta birden fazla mavi yaka aday alımı yapacaksanız evrak tesliminde birden fazla ölüm/hastalık/doğum haberi almaya şimdiden hazırlıklı olun 🙂
  • “Anadolu’da birden fazla aday alımı yapacaksanız birden fazla -Ben fabrikada işe girdim, eğitimime devam edeceğim- haberi almaya hazırlık olun”

Özetle; yaşadığınız çevre, sizin kariyerinizi etkilemektedir. Hatta söylediğiniz yalanları bile etkilemektedir. Hiç toplantıya katılmamış birisinin aramanıza “Toplantım uzun sürdü aramanıza bakamadım” yalanını söyleme olasılığı bizim 1 günde aya gitme olasılığından düşüktür. Çevre önemlidir. Yaşadığınız çevre sizi başarılı da kılabilir başarısız da kılabilir. Çocukluktan beri tanıdıkları iş dünyası içerisinde olan, iyi bir üniversitede okumuş bir profesyonelin başarılı olma ihtimali işletme kavramıyla üniversitede tanışan birine göre çok daha fazladır. Duruma isterseniz kader isterseniz şans deyin. Fakat durum bu şekildedir.

 

Kültür ve Arkadaş Çevresi 

Insan_Kaynaklari_Bilimi_Cografya_Profesyonellerin_Kaderi_Midir_Emre_Inanc_Kayaturk_2

Başka bir bariyer ise Toplum kültürüdür. Çok uzun yazmak istemiyorum size sadece atasözlerimizi yazacağım;

  • “Armut dibine düşer”
  • “Davul bile dengi dengiyle çalar”
  • “İcat çıkarma”
  • “Oğlum sen mi kurtacaksın?”
  • “Kurttan kuzu olmaz”
  • “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok”

Emin olun bu durum yaşadığınız çevreden çok daha önemlidir. Çünkü bu sözlerle tanıdıklarınız sizleri genelde aşağıya çekmektedir. Maalesef toplumumuz halen kollektif çalışmanın bilincine ulaşamadı. Onlar başarılı olamıyorsa siz de başarılı olmamalısınız. En azından onlar göre böyle. Size küçük bir tüyo vermek isterim; birileri size bu sözlerle geliyorsa “Körler ülkesinde gören kişi kusurlu sayılırmış” cümlesini kullanabilirsiniz 😉

Ailenizin Veya Sizin İmkanları da Bir Coğrafyadır

 

2364659873_077c8e3935_o

Şöyle düşünün üniversiteden mezun oldunuz. Ailenizin geliri sizin çalışmanızı gerektirmiyor ve istediğiniz meslekte çalışmak için yeterince iş arama veya eğitim için zaman kaynağınız var. Bu durumda hayallerinizdeki meslekte çalışmak için diğer rakiplerinize göre önce başlıyorsunuz demektir. Bir de bu durumun tam tersini düşünün üniversiteden mezun oldunuz ve ailenizin geliri sizin çalışmanızı gerektiriyor. Bu durumda Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisine göre istediğiniz meslekte iş bulmak için belki 2 belki de 4 ayınızı ayırırsınız. Bulamazsınız girdiğiniz ilk işte çalışmak istersiniz. İstediğiniz meslekte veya sektörde iş bulamazsanız geçmiş olsun diyeyim. Çünkü ilk iş çok önemlidir. Okuldan mezun olduktan sonra ilk hangi işi yaparsanız öyle devam edersiniz. Meslek değiştirmek istediğinizde meslektaşlarım ve ben size şu soruyu muhakkak sorarız ve büyük ihtimalle sizi eleriz. “İnsan Kaynaklarında çalışmak istiyorsunuz yalnız deneyiminiz satış pazarlama üzerine”

Sektör Bizim Coğrafyamızdır

Insan_Kaynaklari_Bilimi_Cografya_Profesyonellerin_Kaderi_Midir_Emre_Inanc_Kayaturk_3

Aslında bu konu için ayrıca bir yazı yazıyorum. Çok fazla uzatmayacağım sadece şunu belirtmek isterim; Türkiye’de hangi sektörde olursanız olun mülakatta sizin sıklılkla söylediğiniz bizim de sıklıkla duyduğumuz “Ben kurumsal bir firmada çalışmak istiyorum “ cümlesindeki kurumsal firmalar bir elin parmaklarını bile geçmez. Bu konuda bu konuda benim deneyimime güvenin. Maalesef bizim ekonomi coğrafyamız çok “sığ”. O kadar çok “sığ”ki farklı bir şey yapmak istediğiniz yapamıyorsunuz. Farklı bir alana geçmek istediğinizde geçemiyorsunuz. En basit anlatımla belirteyim; diyelimki Beyaz yakalı olarak çalışıyorsunuz ve danışmanlık firması açıp sektörünüze danışmanlık vermek istiyorsunuz. Bu durumda bir çok bariyer ile karşılaşacaksınız. Birinci bariyer sektörünüzdeki “kurumsal” firmalar marka olmuş danışmanlık şirketleriyle çalışır. İlk olarak marka olmak zorundasınız. Marka olabilmek için de çok fazla reklam yatırımı yapmalısınız. Kurumsal dünyada adınızı duyurmak için ya zirvelere sponsor olmalı veya stant açmalısınız ya da reklam vermelisiniz Orta ölçekli firmalara danışmanlık verebilirsiniz ama orta ölçekler genellikle Networking üzerinden ilerler. Ayrıca Orta ölçekli firmaların ihtiyaçları ile büyük firmaların ihtiyaçları birbirinden küçük ama derin olabilecek farklılıklar göstermektedir. Siz sürekli orta ölçeğe danışmanlık verirseniz büyük ölçekli firmaların kapısını çaldığınızda sizden büyük ölçekli kurumların referansları istenecektir. Bu yazdıklarımın farklı versiyonlarını küçük ölçekli firmaları da dahil edebilirsiniz.

Ekonomi de Bizim Coğrafyamızdır

Insan_Kaynaklari_Bilimi_Cografya_Profesyonellerin_Kaderi_Midir_Emre_Inanc_Kayaturk_4

Ekonomi konusuna hiç değinmeyelim isterseniz. Ekonomik kriz içerisindeyiz. Bazılarının sürekli söylediği “ Krizi fırsata çevirmeliyiz” cümlesi içerisinde bulunduğumuz krizin statüsü gereği uygulanabilir değil. Çünkü şu an Stagflasyon yaşıyoruz ve stagflasyondan istisnasız tüm sektörler etkilenir. Ekonomik parametreleri dikkatli incelerseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Ayrıca artık küresel olarak iş yapmaktayız. Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin firması ile küresel anlamda rekabet etmek maalesef Türk firmalar için zordur. İşin içerisinde kültürel kodlar, AR-Ge bütçesi, Psikoloji, yaptırımlar vb.’de girmektedir.

Peki Yasal Mevzuat?

e9fe1e33-35e0-45ef-abb5-f9f8465ca0f0

Yasal mevzuat en büyük coğrafyamızdır. Çünkü tüm iş yapış şekillerimizi yasalar üzerinden yapıyoruz. Yasal mevzuat bizi sınırlayan en büyük faktördür. Yasal mevzuatın izin verdiği ölçüde çalışıyor veya çalışmaya çalışıyoruz Bloğun formatı İş Dünyası ve İnsan Kaynakları olduğu için bu konuda fazla yorum yapmayacağım. Sadece şunu belirtmek isterim; yasal mevzuat sürekli yer değiştiren coğrafyamızdır 🙂

Çalıştığınız Şirket En Büyük Coğrafyamızdır

Insan_Kaynaklari_Bilimi_Cografya_Profesyonellerin_Kaderi_Midir_Emre_Inanc_Kayaturk_6

Herkes başarılı bir kariyer ister. Başarılı bir kariyer için başarılı bir şirkette olmalısınız. Kariyer planı uygulaması yapmayan firmada çalışıyorsanız kariyerinize şekil vermeniz zordur. Çünkü profesyonel anlamda kariyer yönetimi yapan firmaların İnsan kaynakları departmanı çalışanlarına güçlü ve geliştirmesi gereken yanlarını çalışanlarına bildirir. Çalışanları bu durumda farkındalığı artar. Firma eğitimlerle çalışanını destekler ve geliştirmesi gereken yanlarını geliştirir. Çalışanın kariyeri normlar dahilinde ilerler. Profesyonel anlamda kariyer yönetimi uygulamayan firmalarda ise firma çalışanına hiçbir şey söylemez. Çalışan eksik yanlarını bilmediği için de sürekli başarısız olur. Firmadan ayrılsa dahi geliştirmesi gereken konuda başarısız olmaya devam eder. Çünkü farkındalığı yoktur. Başka bir konuda firmaların olanaklarıdır. Örneğin olanakları geniş olan bir firmanın farklı lokasyonunda işe alım/eğitim yapmak isterseniz izlemeniz gereken prosedür belirlidir ve zamanınızı küçük detaylar için harcamazsınız. Olanakları dar olan firmalarda ise tam tersidir ve zamanınızı küçük detaylarla harcarsınız. Örnek vereyim isterseniz;

İmkanları geniş olan firmada Ankara’ya uçakla seyahat etmeniz problem yaratmaz. İstanbul’dan Ankara’ya 1 saatte uçarsınız. Hem daha az yorulur hem zamanı verimli kullanır hem de kurumunuzun imkanlarından memnun olduğunuz için kurum aidiyetiniz artar, mutlu olur ve verimli çalışırsınız. İmkanları düşük olan firmada ise Aynı yolculuğu 6 saatte otobüs ile yaparsınız. Hem zaman kaynağınızdan olursunuz hem daha fazla yorulursunuz hem de kurumunuzun imkanlarından memnun olmadığınız için kurum aidiyetiniz düşer, mutsuz olursunuz, işlerinizi kalitesiz yaparsınız ve sonucunda başarlı bir iş çıkarmamış olursunuz. (Ne de olsa firmanız size 6 saatlik otobüs yolculuğunu “reva” görmektedir. Çalışan psikolojisi böyle düşünür 🙂

Uç bir örnek olduğunu düşünebilirsiniz. Biraz daha gerçekçi yapalım; diyelim ki marka olmuş bir kurumunuza çok acil işe alım yapacaksınız. İlan verdiğinizde hem daha fazla hem de profili yüksek adaylar iş başvurusunda bulunur. Siz de keyifle işe alım yapar, pozisyonu hızlı bir şekilde kapatırsınız.

Tam tersi durumda ise ilanınıza yapılan başvuru sayısı azdır. Az olan başvurularda ise aday çıkarmak zor olacaktır çünkü kurumunuz marka olmadığı için adayların iş teklifinizi kabul etme oranı düşecektir. Sonucunda ise acil kapatmanız gereken pozisyonu belki kapatamayacaksınız. Belki nefes alsın yeter modunda birisini başlatacaksınız. Bu aday başarılı olamayacak ve 6 ay içerisinde tekrar aday bakıyor olacaksınız.

Rakamla konuşayım isterseniz Johnson &Johnson Türkiye’ye yılda 1 milyon başvuru yapılmaktadır. Karşılaştırma yapmanız için belirtiyorum; Kariyer.net’in İnsana saygı ödülünü almanız için yılda 20.000 başvuru yapılması, yanıtlanması yeterlidir. Çalıştığınız firma coğrafyanızdır. Bunların haricinde örnekler çoğaltılabilir.

Şimdi coğrafyanın gerçekten kader olup olmadığı konusuna gelelim. İlk olarak kaderin olduğunu belirltmekte fayda var. kader kelime anlamı olarak yazgı demektir. Dinsel anlamı olan bir kelimedir. en basit anlatımla kader; “Tanrı’nın kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün vasıflarıyla, bütün hâlleriyle ezelde bilmesi ve daha onu yaratmadan önce, her şeyiyle, levh-i mahfuz denilen kader levhasında yazmış olmasıdır.” Burada ince bir nüansı belirtmek isterim. İnanan okuyucularım için kaderimiz belirlidir. Kader bir kader levhasına yazılmıştır fakat bu durum Yüce Tanrı’nın geleceği bilmesinden kaynaklıdır. Diğer anlatımla kader; bir programlama veya planlama değildir. yapacaklarımızın önceden belirtilmesidir. İki konu arasında tercih yapma özgürlüğü yine biz insanlardadır. Önünüzde iki yol olduğunu düşünün. Bu iki yoldan birincisi sizi başarıya götürürken diğer ise başarısızlığa götürüyor. Hangi yoldan gitmek istediğinizin kararını biz özgür irademizle veriyoruz. Kader hangi yolu tercih edeceğimizi belirten bir kavramdır. Özetle; insanlar başarısızlıklarını kadere yıkmamalıdır.

30 yıl boyunca sigara kullanan birisinin Akciğer kanseri olduğu zaman “Kaderim böyleymiş demesi” suçu kadere atmaktan başka bir şey değildir.  Bunun yanında Bölge müdürü olup şirket aracının emrine verilmesini isteyen bir profsyonelin ehliyet almaması sonucu CV’den elenmesi kader değildir.  Kısa anlatımla Coğrafya Kaderimiz değildir. İsteyen  bu anlamda kader değiştirilebilir.

Türkçe’de “kadere boyun eğmemek” diye bir deyim vardır. Bası liderler profilleri gereği güçlü, kararlı, planlı ve sistematik bir şekilde şartları değiştirerek makus kaderlerini, makul kaderle değiştirmiştir. İşinizin ve kariyerimizin lideri olan bizler de elbette bunu başarabiliriz diye düşünüyorum.

evrimagaci.org-public-content_media-d8ec61260841ef918600d261168e7db9

En başta bahsettiğim uzay yolculuğumuz aslında biz insanların bir anlamda kariyer yolculuğudur.   Ulaşmak istediğimiz yıldız aslında vizyonumuzdur. Gitmek istediğimiz mesafeler ise bizim zamanımızdır. Gittiğimiz yol bizim iş yaşamımızdır. Yolculukta keşfettiğimiz gezegenler, göktaşları ve manzaralar ise kariyer yaşamımızdaki en muhteşem başarılarımız ve anılarınızdır. Unutmayın; coğrafya kaderimiz olmayacaktır.  Yazının devamında ise İk’nın Alfa bariyerini aşıp, kaderinize nasıl hükmedeceğimizi aktarıyor olacağım.

Emre İnanç Kayatürk 
İnsan Kaynakları Profesyoneli 

 

Kaynaklar 

(* www.segm.org.tr)

(** http://www.ikdunyasi.com/tr/kariyer-yonetimi-nedir/)

 

Türkiye’deki Güncel Blogger Listesi

Merhaba,

Corona sayesinde az da olsa uzun zamandır yapmak istediğimiz bazı şeylere zaman bulabiliyoruz. Bugün Sn. Artemiz Güle’in güncel İk blogger listesine baktım (linkten ulaşabilirsiniz). Listede bulunan tüm linkleri ziyaret ettim. Aşağıda belirttiğim kategorilere böldüm. Tarihi belli olmayan 2 siteyi İ kategorisine aldım.  Türkiye’deki tüm İnsan Kaynakları Bloggerlarının bloglarını ziyaret ettim. Bazı bloglar yazı yazmaya devam ediyor bazıları ise yıllar öncesinde yazmaya ara vermiş. Açıkçası kimsenin yazı yazmak gibi bir zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu açıdan yazmaya devam eden veya yazı yazmaya süreli/süresiz ara veren meslektaşlarımın görüşlerine saygım vardır. Buna karşın herhangi bir etkinlik olduğunda kim yazıyordu, kim yazıya ara verdi kimi davet edelim diye düşünmekten bazen zaman kaybediyoruz. Bu sebeple güncel bir liste olmasının herkese faydası olacağını düşündüm. Bir liste hazırladım ancak bu listeyi kategorilere böldüm.

  • İ Kategorisi: 1 Ocak 2020 ve sonrasında yazı yayınlayan bloglar
  • K Kategorisi: 31.12.2019 tarihine kadar yazı yayınlanan bloglar
  • Özel Kategori: Bloğunu sadece belirli kişilerin ziyaretine açan bloglar (Gizliliğe saygı için ayrı bir kategoride belirtilmiştir)
  • Servis dışı: Kapanan bloglar.

İlk olarak aktif ve aktif değil diye kategorize etmiştim ancak, aktif olma durumu kişiden kişiye değişebileceği, aktif/aktif değil tanımlaması yapmanın yanlış ve subjektif olacağını düşündüğüm için yukarıdaki kategorilere bölmenin daha objektif olacaktır. Kısa adıyla kime göre neye göre aktif? Çünkü kimilerine göre son 1 yıl dikkate alınırken, kimilerine göre son altı ay dikkate almaktadır. Ben ise takvim yılı 1 Ocak tarihinde başladığı için bu zamandan sonrasını  baz aldım.

Sn. Artemiz Güler’in listesinde 262+2 olmak üzere toplam 264 İnsan Kaynakları Blogger’ı bulunmaktadır. Aşağıya bilgileri anonimleştirerek istatistiki bilgileri paylaşıyorum;

Turkiyedeki_Guncel_Ik_Blogger _Listesi_Blog

Turkiyedeki_Guncel_Ik_Blogger _Listesi_Blog_2

  • 66 Blog İ Kategorisindedir
  • 118 Blog K Kategorisindedir
  • 3 Blog Özel kategoridedir
  • 78 Blog Servis Dışı/Kapanmıştır

Ayrıca İ Kategorisindeki Blogların listesini aşağıda belirtiyorum. Güncel olmayan/yanlış bilgi varsa lütfen benimle e-posta üzerinden iletişime geçin.

Emre İnanç Kayatürk 
İnsan Kaynakları Profsyoneli

No Adı Soyadı Blog Adresi
1 Ahmet Kik http://kisiselinsankaynaklari.blogspot.com/ 
2 Alper Yılmaz http://guncelishukuku.com/
3 Anıl Güçlü http://ikmania.blogspot.com.tr/
4 Artemiz Güler https://artemizguler.wordpress.com/
5 Aydan Çağ http://www.aydancag.com
6 Aylin Satun Olsun http://aylinsatunolsun.com/
7 Ayşe Kirman http://yetisik.com/
8 Ayşegül Güngör http://www.kariyeryolum.com/
9 Batuhan Filiz https://www.batuhanfiliz.com/category/ik/
10 Bertay Fişekçi https://www.bertayfisekci.com/blog/
11 Burçin Şoray http://www.ikhaberleri.com/
12 Burcu Özçelik https://burcuozcelik.wordpress.com/
13 Çağrı Cığman http://cagricigman.wordpress.com/
14 Canan Duman http://www.cananduman.com
15 Cansu Erdoğan http://www.cansuerdogan.com/
16 Cem Sezgin https://cemsezgin.com/
17 Cengiz Çatalkaya http://www.cengizcatalkaya.com/
18 Ceren Bandırma http://cerenbandirma.wordpress.com/
19 Ceyhan Kocakaya https://ckocakaya2015.wordpress.com/
20 Çiğdem Özdemir Evren http://www.cigdemozdemirevren.net
21 Cihan Demirdaş http://m.cihandemirdas.com/blog/
22 Coco de Medina http://hrkronikleri.blogspot.com/
23 Duhan Gevren http://duhangevren.blogspot.com/
24 Eda Koç https://edakoc.wordpress.com/
25 Ekrem Öztürk http://ekremozturk.com/ 
26 Emre İnanç Kayatürk https://emreinanckayaturk.wordpress.com/
27 Fatmanur Erdogan http://kariyeryolculugu.com
28 Funda İnkaya http://www.fundainkaya.com/
29 Gökhan Kocabıyık http://gokhankocabiyik.blogspot.com.tr/
30 Gökhan Yılmaz https://gokhanyilmazhr.wordpress.com/
31 Havva Gürkan Kahraman https://havvaninikgunlugu.wordpress.com
32 Hatice Bulut http://haticebulut.com/
33 İlkay Öztürk http://ilkayozturk.com
34 İlknur Gerdan Siyalar http://ilknurgerdansiyalar.blogspot.com.tr/
35 İnan Acılıoğlu http://www.inanacilioglu.com/
36 İpek Alver Özpehlivan http://www.yetenekyonetimi.co/
37 İpek Aral https://www.kaynagiminsan2.com
38 İsmail Mursallı http://www.kariyervar.com/
39 Kerem Barboros http://www.kerembarboros.com/
40 Merdiye Eker http://www.merdiyeeker.com.tr/
41 Metin Akkaya http://www.isveyonetim.com/
42 Mücahit Dalkıran https://kariyerimik.wordpress.com/
43 Müge Arslan http://insankaynaklarigunlugu.com/
44 Nazlı Kılan Ermut http://nazliermut.com/
45 Nazmi Boşça http://nazmibosca.wordpress.com/
46 Nilüfer Koçyiğit http://niluferkocyigit.com
47 Nurdan Akalın Terazi http://www.ikbahcesi.com/
48 Nurten Nayır http://nurtennayir.wordpress.com/
49 Özgenur Yalav https://ozgeyalav.wordpress.com/
50 Öznur Doğan https://medium.com/@oznurbitkisi
51 Patrona Mektuplar http://www.patronamektuplar.com/
52 Pınar Şahin https://kariyerheybesi.wordpress.com/
53 Salim Tanrıverdi http://salimtanriverdi.blogspot.com/
54 Seda Küçük http://sedaoutoffice.com
55 Selçuk Gül http://selcukgul16.blogspot.com.tr/
56 Selin Yetimoğlu http://selinyetimoglu.com/
57 Senem Anıl http://www.senemanil.com/
58 Serpil Türkmen https://serpilturkmen.wordpress.com/
59 Seval Onar https://sevalonar.wordpress.com/
60 Seyhan Koçak http://seyhankocak.com/
61 Sibel Dağdeviren Özüağ https://www.sibeldagdevirenozuag.com/blog
62 Tolga Eligül http://ikdanismanlik.com/
63 Uğur Kartal http://cokbilenadam.net/cba/
64 Yılmaz Kesikbaş http://iksayfam.blogspot.com.tr/
65 Zafer Uğur http://insaniz.wordpress.com/
66 Gulya Abdullayeva https://gulsafa.wordpress.com/
67 Tehran Abdurrahimov https://tehranabdurrahimov.wordpress.com/

İK’nın iWork ile Sınavı

Merhaba,

Bu yazıyı İstanbul’da sokağa çıkma yasağında yazıyorum. Ülkece zor günlerden geçiyoruz. Bu zor günlerde size direkt olarak işi hatırlatacak bir yazı yerine kelimelerdeki ustalığı konuşturup keyif alacağınız bir inceleme yazısı hazırlamak istedim. Konuyu yaşamış olduğum deneyimleri hikayeleştirerek yazacağım. Umarım keyif alırsınız. 

İş’te başlıyoruz 😉 

İlk bilgisayarıma 1999 yılında sahip olmuştum. Hafızam beni yanıltmıyorsa Ortaokul 3. Sınıf ile Lise hazırlık sınıfı arasında bir dönemdi.  Arçelik marka, koca bir kasa, büyük bir CTR monitör, iki adet hoparlör, bembeyaz bir bilgisayar masası ve bembeyaz bir bilgisayar. Pentium 2 işlemci, 10 GB hard disk ve Windows 95 ile birlikte gelmişti. Bilgisayarım alınmadan önce arkadaşlarıma “istediğim filmi izleyeceğim, istersem ekranı büyüteceğim. Bilgisayarla her şeyi yapacağım” diyordum. Bilgisayara bir şeyler yazıp hemen olmasını istiyordum. Durumun öyle olmadığını anladım. İki gün heyecanla bilgisayarımın kurulmasını bekledim. Teknisyen eve gelip bilgisayarı kurduktan sonra bana “Bu bilgisayarla müzik dinlersin, film izlersin, belki biraz oyun oynarsın. TV kartı takarsan televizyonda izlersin Hadi güle güle kullan” demişti. Ne yalan söyleyeyim şaşırmıştım. “Her şeyi yapabileceğimi düşündüğüm cihazla sadece bunları mı yapacaktım? Odamda zaten televizyonum vardı, walkmanim ve müzik setim de vardı. Atariye de sahiptim. İstediklerimi zaten bu cihazlarla yapıyordum. Ödevlerimi belki yaparım dedim ama okulumuzda sadece Okul müdürümüzün odasında bir tane bilgisayar vardı. “O zaman bilgisayarı neden aldık?” diye düşünmüştüm. 

Bilgisayar kullanmayı da bilmiyordum. Evde de kimse bilmiyordu. İşin ilginci mahallemizde de kimse bilmiyordu. Çünkü mahallede bilgisayarı olan tek kişi bendim. Evet o yaşlarda ve o dönemde havalı bir şeydi 🙂  O dönemler Türk insanının bilgisayarla imtihanı vardı. Kimse bir şey bilmiyordu. Arçelik, Beko ve Vestel gibi Türk markaları da Çin’den “devşirdiği” cihazlara kendi markalarını basıp marka algısıyla biz tüketicilere sunuyordu. Ne de olsa Arçelik garantisindeydi. Şunuda belirtmek isterim Koç Holding’e bağlı Arçelik sözünü tutmuştu. Bilgisayarla birlikte bana çağrı merkezinin numarasının olduğu bir broşür verdiler. Teknisyen, herhangi bir sorunun olursa u numarayı ara ya da servis çağır demişti. 

YAMAHA marka ses kartım vardı. İyi hatırlıyorum çünkü bilgisayar ile birlikte bir sürü kurulum CD’si verilmişti. Bu programlar kuruluydu. Müzik setimden bir tane ses CD’si getirdim. Bilgisayara taktım. Otomatik olarak müzik CD’si olduğunu tanıdını. “Vay be” dedim 🙂 YAMAHA Music Station adındaki programla müzik dinlemeye başlamıştım. Bende bilgisayarı kurcalamaya başlamıştım. Bilgisayarla ne sorun yaşarsam çağrı merkezini arıyordum. Bu şekilde bilgisayar kullanmayı öğrendim. Anlayacağınız dene-yanıl yönetimi. Ben bir şeyleri bozuyordum çağrı merkezini arıyordum telefonla bana yönlendirme yapıyorlardı sorunu birlikte çözüyorduk. Bir yaz günü ben neden bilgisayarla hiç yazı yazmıyorum? Diye düşündüm. Bilgisayarı karıştırırken Wordpad isimli bir program açmıştım. Tekrar wordpadi açtım. Yazı yazmaya başladım. Bir yıl sonra iki üst mahalleden Burcu isimli arkadaşımdan adına Ms Office 97 dedikleri bir program olduğunu öğrenmiştim. İlgi mi de çekmişti. Kurulum CD’sini Burcu’dan istemiştim. Sağ olsun kendisi gibi yüreği de güzelmiş. Beni kırmadı. Programı kurdum bir sürü paket gelmişti. Word, Excel ve Powerpoint. 15-16 yaşımda word dışındaki programlar hiç ilgimi çekmemişti. Özellikle excel’i açtığımda aşağıda ne var diye bakmak için dakikalarca aşağıya doğru inmiştim ve acaba bu programla ne yapıyorlar diye kendi kendime  sormuştum. Daha sonra da bu programa ihtiyacım ömrüm boyunca  olmaz herhalde demiştim. Yanılmışım 🙂 

Lise döneminde haftada 2 ders olmak üzere bilgisayar dersimiz vardı. Ben genellikle arkadaşlarımla o derste oyun oynardım. Fakat word ile yazı yazmayı çok severdim. Verem haftası sebebiyle önce okulumuzda daha sonra ilçemizde bir kompozisyon yarışması düzenlendi. Ortalama başarıda olan bir öğrenciydim. Edebiyat dersimizde Hocamız bize yarışma için Verem konulu bir kompozisyon yazmamızı istemişti. Sınıfımız 11 kişilikti. 12 tane sıra vardı. Bzi genellikle ikili otururduk. Ben boş bir sıraya geçtim. Kağıdı ve kalemi elime aldım ve yazdım. Edebiyat hocam bu yazımı bilgisayarda yazmamı ve çıktı almamı istedi. Bende Word’ü açtım, yazdım, çıktısını aldım.  Kompozisyonun tamamını maalesef kaybettim ama giriş ve sonuç bölümünü çok iyi hatırlıyorum. Aşağıdaki şekilde başladım ve bitirdim;

“Halka rasında verem denilen ama doktorların tüberkülozda dediği hastalık akciğerlere yerleşen öldürücü bir hastalıktır.  

……
……
……

Veremden korunmak için Yüce Atatürk’ün dediği gibi hayattaki en hakiki mürşit olan bilimden yararlanmalıyız.”

Teknik olarak basit bir yol izlemiştim. Giriş-Gelişme-Sonuç. Yarışmada 3. olmuştum. Hocalarım tüm okulun katılımıyla konferans salonunda özel bir tören düzenledi ve başarı belgesini takdim ettiler. Bu belge benim ilk başarı belgemdi. Basit bir karton parçasıydı ama bende yeri ayrıdır ve halen de saklarım. 

Sertifika_Emre_Inanc_Kayaturk_Ozel_Ilke_Okullari

Bilgisayarın farkını o zaman anlamıştım çünkü yanlışlarımı düzelttiğimde tipeks kullanmak zorunda kalmıyordum. İstediğim şeyi yazıp, silip, tekrar yazıyordum. Bana zaman kazandırıyordu. İş yaşamıma başladıktan sonra bilgisayar bilgisindeki eksikliğimi hissetmeye başlamıştım. Çünkü iş dünyasında Ms Word’ün hiçbir avantajlı tarafı yoktu. Bende bilgisayar kursuna katıldım. Excel’in ve Powerpoint’in tam olarak ne olduğunu ve nasıl kullanılacağının temellerini orada öğrenmiştim. Evde excel dokümanı açıp kendi kendime çok basit formüller uygulamıştım. Hoşuma gitmişti. İnsan Kaynakları Eğitimi fonksiyonuyla tanıştıktan sonra PowerPoint’in ustası olmuştum. İzinli günlerimde PowerPoint sunumlar hazırlıyordum. Beğenmiyordum tekrar hazırlıyordum. Benim için eğlenceliydi.

Mağaza Müdürlerimize İnsan Kaynakları Direktörümüzün çok önem verdiği özel bir eğitim hazırlıyorduk. Bizli cümle kullanıyorum çünkü Eğitim Şefimizle birlikte hazırlıyorduk. 1 günlük bir eğitim programıydı. Eğitimi, Ms Office 2007’de hazırladık. Tesadüf eser Bilgi Sistemler departmanından o gün Ms Office 2010 sürümünü almıştım. Akşam notebook’uma kurdum. Animasyonlar kısmına baktım. Çok güzel animasyonlar vardı. Risk aldım ve slaytlara özel animasyonlar ve hareketler yerleştirdim. Ertesi gün Eğitim Şefime gösterdim. Kendisi beğenmişti. Çünkü her slayta çiçek-böcek animasyonu kullanmam. Gerektiği yerde vurgu yaparım ve animasyon kullanırım. Örneğin o eğitimde de müşteri alışveriş alışkanlıkları slaytın da internetten bir alışveriş arabası görseli bulmuştum. 7 saniye gecikmeli animasyon eklemiştim. 7 saniye gecikmeliydi çünkü anlatacağım konunun ilke cümlesi 7 saniye idi ve alışveriş arabası ben cümleni vurgu kelimesini söylediğim anda o kelime üzerine geliyordu. Anlayacağınız üzere çok  emek vermiştim. Daha sonra İk Direktörümüze eğitim sunduk. İk Direktörümüz Eğitim şefimizi ve beni tebrik etti. “Yine döktürmüşsün İnanç” diyerek memnuniyetini dile getirmişti. 

Daha sonra bende üretkenlik uygulamalarını çok daha detaylı araştırmaya ve denemeler yapmaya başladım. Bu zamana kadar kullandığım üretkenlik uygulamaları;

  • Ms Office 97 
  • Ms Office 2003 
  • Ms Office 2007 
  • Ms Office 2010 
  • Ms Office 2013
  • Ms Office 2016 
  • Apache openOffice 
  • Libre Office 
  • iWork 
  • Google Docs 
  • Prezi

Geçen sürede işletim sistemi adından bir kavram olduğunu ve  Windows’un da aslında hiç iyi bir işletim sistemi olmadığını öğrendim. Mavi ekran hatası mı dersiniz iki ayda bir çarşamba günü ben kendimi güncelleyeceğim diye yarım saat bekletir mi dersiniz sürekli kasar mı dersiniz? vs. Ms Office’ten de sıkılmıştım. Daha sonra iPhone kullandığım için Apple ekosistemi ile tanışmıştım. Windows işletim sistemden farklı olarak Apple MacOS diye bir işletim sistemi olduğunu ve iWork isminde de üretkenlik programı olduğunu keşfetmiştim. Hatta internette yayınlanan ilk yazım 2014 yılında şu an kullanımda olmayan “eğitimcinineğitimi.net” sitesinde yayınlanan Keynote incelemesidir. Site şu an kapalı olduğu için linkini ekleyemiyorum.  Keynote incelemesini ayrıca İnsan Kaynakları Bilimi bloğunda revize ederek yayınlayacağım. iWork’e gelecek olursak; Bu üretkenlik programının tek kötü tarafı sadece Macbooklarda ve MacOS işletim sisteminde çalışıyor olmasıydı. Diğer adıyla iWork’ü kullanabilmek için Apple bilgisayara sahip olmalıydım. Bir süre Macbook alsam mı almasam mı diye düşündüm, sonra fırsatını buldum ve Macbook Air aldım. Heyecanla iWork (Pages, Keynote ev Numbers) uygulamalarını açtım ve inceleme başladım. Arçelik bilgisayarımı kuran teknisyenin bana söylediği cümledeki şoku tekrar yaşamıştım. Tam bir Dejavu idi.  “Nasıl yani bunların hiçbiri olmuyor mu?” Tarih tekerrürden ibarettir diye boşuna söylememişler. 

iWork, Ms Office gibi her şeyi yapamıyordu. Daha doğrusu benim veya kurumumun ihtiyaçlarımı karşılamıyordu. Başka bir beyaz yakalı bu şoku yaşamamsı için de size bu inceleme yazımı hazırladım. İlk olarak konuya yabancı olanlar için Macbook ve MacOS işletim sistemi hakkında bilgi vereceğim daha sonra inceleme geçeceğim. Yukarıda kompozisyon yazarken basit bir stratejiden bahsetmiştim. Giriş-gelişme ve sonuç. Buraya kadar yazının giriş bölümüydü. Buraya kadar tek solukta okuduğunuzu umuyorum. Aynı kalite yazının ilerleyen aşamalarında da devam edecek;

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Vs_MS_Office_Incelemesi 

macOS, (eski adları “Mac OS X” ve “OS X”) Macintosh işletim sistemi ailesinin son sürümüdür ve Apple arasından Macintosh  bilgisayarları (Mac, Macbook, Mac mini)  için tasarlanmış bir işletim sistemidir. Resmi olarak sadece bu bilgisayarlarda çalışır. Macintosh işletim sisteminin kullanımı Windows işletim sisteminden daha farklıdır. Zordur ama alıştıktan sonra Windows kullanmak sizin için tam bir işkence olur. En azından bana oldu ve olmaya devam etmekte. Çünkü şirket Notebook’um Lenovo Thinkpad ve maalesef Windows 10 çalıştırıyor. 

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork

iWork ise iWork Apple tarafından macOS ve iOS işletim sistemleri için oluşturulan ve ayrıca çapraz platformda iCloud web sitesi aracılığıyla sunulan bir ofis uygulamaları (ben buna üretkenlik programları diyorum) paketidir. Bu, Apple Keynote sunum programı; Kelime işlemci ve masaüstü yayıncılık uygulaması Apple Pages; ve Apple Numbers elektronik Hesap tablosu uygulaması içerir. İWork sadece Apple MacOS, Apple IOS ve Apple iPadOS işletim sistemleri ile çalışabilir. Cloud uygulaması da mevcuttur. Bulut uygulaması ile ilgileniyorsanız daha önce yazdığım farklı bir yazıyı okumanızı öneririm. Yazılı okumak için lütfen linke tıklayınız.

Windows tarafına gelecek olursak; Microsoft Windows’u ve Ms Office’i tanıtmama gerek bulunmadığını. düşünüyorum. Yalnız bir noktayı belirtmek isterim; Ms Office programlarının Microsoft bulmamıştır. Ms Office programlarının temeli farklı bir şirket olan StarOffice’e aittir. Microsoft, programların haklarını satın almış ve makyajla Windows’a uyarlamıştır. 

Iwork_Vs_Ms_Office_Insan_Kaynakalari_Bilimi

Kısaca iWork; Ms Office’in MacOS ikamesidir. MS Word’ün iWork’teki karşılığı Pages, MS PowerPoint’in iwork’teki Karşılığı Keynotes, Ms Excel’in iWork’teki karşılığı Numbers’tır. 

iWork Pages vs Ms Word 

Her iki programda kelime işlemcidir. Şu an okuduğunuz yazı Pages’te yazılmıştır. Her iki Programın arayüzüne bakıldığında Pages’in arayüzü gözleri daha az yormaktadır. Apple’ın tüm ürün ve yazılımlarında yaptığı gibi sadelik ön plandadır. “sadelik” aynı zamanda programın özelliğine de yansımıştır. Ms Word’de yaptığınız birçok işi Pages’te de yapabilirsiniz ama Pages, sadece bireysel kullanım Iin tasarlanmıştır. MS Word ise hem kurumsal hem de bireysel kullanım için tasarlanmıştır. Şöyle ki; Biz perakende sektöründe tabiri caizse yığınlarla uğraşırız. Bu açıdan kulandığımız üretkenlik uygulamaları birbirine entegredir. Örneğin 1000 kişiye mektup göndermek istesem, sadece mektubun adı ve soyadı kısmında çalışanların adı soyadı yazacak olsa MS Wordde posta işlemini kullanıp, wordü excele bağlayıp ardından dakikalar içerisinde 1000 kişiye yazılmış mektup dosyasını hazır etmiş olurum. Pageste ise bu işlevi tek tek yazmanız gerekir. Kısaca vbelirtmem gerekirse; MS Worddeki tüm özelliklere ihtiyacınız varsa iWork Pages size göre bir program değildir. Güçlü olduğu yanı ise yazıya daha kolay konsantre olursunuz. Çünkü butonların/ikonların yerleşimi size bunu sağlar. En önemli nokta ise macbook’larda çok iyi bir şekilde sesinizle hızlı ve kolay bir şekilde yazı yazabilirsiniz. 

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Incelemesi

iWork Pages Arayüzü

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Incelemesi_2

MS Office Word Arayüzü

 

iWork Numbers vs MS Excel 

 

Bu konuda sonda söyleyeceğimi başta belirtmek isterim. Excel bu konuda rakipsizdir. Numbers ise excelin temel işlevlerini yapmakla birlikte maalesef çok karmaşık formülleri uygulamanız teorik açıdan mümkün olsa Biel pratik açıdan zor olmaktadır. Çok basit bir formül olan düşeyara formülünü numbersta uygulayana kadar zorlandım. Numbers basic işler için ideal amaçla birlikte ileri seviye işlevler için yetersiz kalmaktadır. Excel formüllerinin tamsın uygulayamıyorsunuz ve makro yazamıyorsunuz. Numbers’ta. Bir sorunla karşılaştığınızda Türkçe içerik bulmak zor oluyor. Tasarımı maalesef sade değil. Karışık geliyor ve kullanıcı arayüzünü beğenmedim. Numbers, sizi bu konuda yarı yolda bırakabilir. 

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Numbers_Incelemesi

iWork Numbers Arayüzü

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Numbers_Vs_Excel_Incelemesi_2

Ms Office Excel Arayüzü

 

iWork Keynote vs Ms Powerpoint 

En iyiler en sona saklanır. Keynote bir sunum programı ve güzel bir sunum programı. Eğer yaratıcılığınız iyi ise Keynote’da harika sunumlar yaratabilirsiniz. Buna karşın Ms Powerpoint’te görece rakip olabilecek bir sunum programı. Buna karşın Keynote’da 

  • Grafik ekleyebiliyorsunuz ama grafik türünü değiştiremiyorsunuz.Grafiği en baştan yaratmanız gerekiyor veya grafikteki verileri kopyalayıp, yeni bir grafik türü yapıp cmd-C (crtl-C) ve cmd-P (crtl-P) yapmanız gerekmektedir. 
  • Video ekeleyebiliyorsunuz ama YouTube linklerini ekleyip videoları otomatik görselleştiremiyorsunuz.
  • Tasarımı özelleştirebiliyorsunuz ama sınırlı seviyede oluyor. 
  • Animasyon hareket yolları ve slayt tasarımları Powerpointe göre daha iyi
  • Buna kaşın kullanımı belirli bir zaman gerektiriyor.

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Keynote_Vs_Powerpoint_Incelemesi_2

iWork Keynote Arayüzü

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynakalari_Bilimi_Apple_Iwork_Keynote_Vs_Powerpoint_Incelemesi

Ms Office Powerpoint Arayüzü

Genel Değerlendirme ve Sonuç 

iWork, Ms Office’in aksine ücretsiz gelmektedir. Emeğe saygı kuralı burada önemlidir. Korsan yazılıma karşıyım. Korsan kullanmak ve üretkenlik programına ücret ödemek istemiyorsanız iWork bu konuda bir adım öndedir. Buna karşın benim gibi işiniz gereği ileri bir seviye ofis programlarını kullanıyorsanız iWork size göre program değildir. Özellikle Exceli çok yoğun kullanıyorsanız iWork’ü kesinlikle tavsiye etmiyorum. iWork, Ms Office’in alternatifi olamaz. Yukarıda belirttiğim gibi sadece ikamesi olabilir. Buna karşın işiniz çoğunlukla danışmanlık veya Basic seviye ofis işleriyle ve karmaşık kombinasyonlar yapmıyorsanız iWork tüm işlerinizi daha rahat görecektir. Bir başka senaryoda ise işiniz sadece yazarlık ise iWork’ü rahatlıkla kullanabilirsiniz. Öğrenci iseniz yine iWork’ü tavsiye etmem çünkü biz iş dünyası olarak Ms Office programlarını kullanıyoruz. Sezarın hakkını da Sezara vermek gerekir; Microsoft Office paketi şu anda en iyi üretkenlik programıdır. MacOS sistemine terfi etmeyi düşünüyorsanız; Macbook’unuz için mutlaka MS Office for Mac programına satın alacak bütçeyi ayırmalısınız. 

En önemli nokta is zamanın değerli olduğudur. MacOS ve Windows iki ayrı felsefesi, kullanıcı arayüzü ve programlama dili olan işletim sistemidir. Windows’tan MacOS’a geçtiğiniz yabancılık çekersiniz. Diğer bir ifade ile biri NATO standardı kullanırken diğeri Doğu standardı kullanmaktadır. Pencereleri kapatma tuşunun farklı yerde olmasından tutunda burada belirtemediğim farklılıklar mevcuttur. Bu sebeple Ms Office’te 5 dakikada hazırladığınız bir raporu, veya sunumu iWork’te hazırlarken daha fazla zaman harcarsınız. Bu durum, verimliliğinizi düşürmenize neden olur. 30 Gün içerisinde alışırsınız. Bu durum kullanıcı arayüzüne alışma ile ilgili bir sorundur.

Özetle; Windows tabanlı Notebook’tan MacOS tabanlı MacBook’a sadece iWork için geçmek istiyorsanız bu kararınızı tekrar gözden geçirmenizi öneririm. Çünkü iWork ihtiyaçlarınızı tam anlamıyla görmeyecektir. Bu konuda kat etmesi gereken fersah fersah mesafe bulunmaktadır. 

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli

2019 Yılı İşsizlik Oranları ve İK Yorumu

Merhaba,

İnsan Kaynakları Bilimi olarak 3 yıldan bu yana ülkemizde bulunan işsizlik rakamlarını sizlerle paylaşılıyor. İşsizlik oranları ise Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) resmi sayfasından, Avrupa Birliği için de EuroStatistic sayfasından alınmaktadır.

  • 2017 yılında yayınlanan İnsan Kaynakları Bilimi işsizlik oranları yazısına ulaşmak için lütfen tıklayınız.
  • 2018 yılında yayınlanan İnsan Kaynakları Bilimi işsizlik oranları yazısına ulaşmak için lütfen tıklayınız. 
  • 2019 yılında yayınlanan İnsan Kaynakları Bilimi işsizlik oranları yazısına ulaşmak için lütfen tıklayınız 

TUİK, işsizlik mevsim etkilerinden arındırmak ve konjoktürel değişiklikleri minimize etmek amacıyla rakamlarını hesaplarken; bir önceki yılın ayı ile karşılaştırmalı hazırlamaktadır. Bu hesaplama yöntemi olması gereken bir etkendir.

İlk olarak işsizlikten başlamak istiyorum.  Cari ücret düzeyinde çalışmaya hazır olup iş bulamayan kişilere işsiz denir.

İradi işsizlik: Cari ücret düzeyinde çalışmak istemeyen daha yüksek ücret ve daha iyi iş imkanları arayan bireylerin oluşturduğu işsizliktir.

Gayri İradi İşsizlik: Cari ücret düzeyinde çalışmaya hazır olup iş bulamayan kişilerdir.

  • İşsizlik Oran Formülleri
  • İşsizlik Oranı Formülü; (İşsiz Sayısı/ İşgücü)*100
  • İşgücüne katılma Oranı Formülü: (İşgücü/Aktif Nüfus)*100
  • İstihdam Oranı Formülü: (Çalışanlar/Aktif Nüfus)*100
  • Bağımlılık Oranı Formülü: (Çalışmayan Kişi Sayısı/ Aktif Nüfus)*100

Bu yazıyı okuyan İnsan Kaynaklarını Profesyonellerinden bazıları çalıştıkları kurumlar için bu rakamlara ihtiyacının olmadığını düşünebilir. Baştan şunu belirtmek isterim; Ulusal ekonomimizdeki her türlü değişim biz beyaz yakaları direkt olarak ilgilendirmektedir. Pozisyon açıkları, pozisyon kapatma hızı, büyüme, kariyer yönetimi, turnover vb. faktörler düşünüldüğünde bu tür rakamlara hava gibi su gibi ihtiyacımız bulunmaktadır.

TUİK, 15 yaşını tamamlamış ve 60 yaşını doldurmamış çalışmayan, eğitimine devam etmeyen kadın ve erkek vatandaşlarımızı işsiz olarak tanımlamaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) her ay, iki dönem önceki ayın işsizlik oranlarını kamu oyu ile paylaşır. Hesaplama yapılırken bir önceki yılın aynı dönemine göre oranlaştırır. (Ocak 2019 yılı için, Ocak 2018 yılı verilerine bakılır) Bunun yanı sıra işsizlik oranları açıklanırken Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde çalışmaya müsait 18-60 yaş arası Türk vatandaşlarının sayısı baz alınır.

İşsizlik oranının ideali %5,5’dir. Çünkü %5,5’in üzerinde ücret sevileri geriler, çalışanların yaşam standardı düşer, %55’in üzeri çalışanlar için kötü bir orandır. %5,5’in altında ise ücret seviyeleri artar, firmaların maliyetleri yükselir. %5,5’in altı da kurumlar için kötü bir orandır. Bu noktada denge noktası %5,5’tir. Bu noktada farkındalık yaratmak istediğim nokta Türk ekonomisinin karakteristik özelliği anlamlandırmaktır. Daha önce yazılarımı okumamış takipçilerim için belirtmek isterim ki;  her ay düzenli olarak TUİK’in verilerini sistematik olarak işliyorum. Bunu yapmamdaki amaç hem işimi daha sağlıklı ve verilere dönük yapabilmek hem de siz beyaz yakalara yol gösterici bilgiler sunmaktır.

Türk ekonomisinde işsizlik oranı Ocak ayında tavan yapar. Temmuz-Ağustos dönemine kadar düşüş sağlar. Daha sonra tekrar yukarı çıkma eğilimi gösterir. Her yıl böyle olmuştur. Aşağıda yıllara göre -aylık oranlar dahil olmak üzere- işsizlik oranı grafiğini paylaşıyorum;

2012_2013_2014_2015_2016_2017_2018_2019_Yillari_Arasi_Issizlik_Oranlari_Insan_Kaynaklari_Bilimi_Emre_Inanc_Kayaturk

Görüldüğü üzere 2019 yılı işsizlik oranı anlamında son 7 yılın en yüksek oranıdır. 2019 yılı verilerine ay bazlı baktığımızda ise genel kırılım aşağıdaki gibi olmaktadır;

2019_yili_issizlik_orani_emre_inanc_kayaturk

Bunun yanı sıra 2017 yılında yazdığım 2017 işsizlik oranı ve 2018 yılı İşsizlik oranı Tahminim yazımda “Bunun dışında geçen yıl fark edemediğim bir karakteristik özellikten bahsetmek istiyorum. Yıllara baktığımızda Ocak ayında işsizlik bir yıl azalırken bir sonraki yıl artmıştır daha sonra tekrar azalmıştır.” Diye belirtmiştim. Söz konusu çıkarım 3 yıl geçmesine karşın hala geçerliliğini korumaktadır. Aşağıya 2019 yılı dahil olmak üzere son 7 yılın ocak ayı işsizlik oranlarını ekliyorum;

Ocak_Ayi_İssizlik_Oranlari_Insan_kaynaklari_Bilimi_Emre_Inanc_Kayaturk

33784_img_11_16_20.03.2020797628883 

2019 yılının işsizlik analizi yapacak olursam;

  • Türk ekonomisi karakteristik özelliğin kaybetmeyerek yılın birinci çeyreğinde işsizlik tavan yaparken ikinci ve üçüncü çeyreğe doğru azalma eğilimi göstermiştir.
  • Bu durum beklenen bir sonuçtur çünkü işsizlik verisi bir önceki yılın aynı dönemine göre hesaplanmaktadır.
  • Diğer yıllardan farklı olarak ekim ve kasım aylarında da azalma göstermiştir
  • Ocak ayı %14,70 iken aralık ayı 13.70’e gerilemiştir. Bu durumda yıl başına göre %1’lik bir düşün söz konusudur.
  • 2019 yılı 2012 yılından bu yana işsizliğin en yüksek rakamlarla seyrettiği yıl olmuştur. Daha basit anlatmak için; 2016 yılının ocak ayında -ki ben o zamanlar kriz var diyordum- işsizlik en tepe noktası olan %13’te iken 2019 yılının en düşük işsizlik oranı Mayıs ayında %12,80, 2019 yılının en yüksek oranı ise %14,70 ile ocak ayı olmuştur.
  • 2018 yılının aralık ayında işsizlik oranı %13,50 iken 2019 yılı ocak ayında %14,70 çıktığına göre 2020 ocak ayı işsizlik oranı %14 bandında olacağı kesindir
  • Aşağıda 2017 ve 2019 yılları arasında işsizlik sayılarını rakamsal bazda paylaşmak istiyorum

2019 İşsizlik Yazısı

  • Nüfus artış hızımız ve ölüm hızımız düşünüldüğünde işsizlik artmıştır.
  • Bu rakamlar karşısında kısa zamanda %5,5’e geleceğimizi belirtmek hayalperestlik olur.
  • Bu sebeple işsizlik oranını denge noktasına oturtmak için ilk beş yıl içerisinde tek haneye sonraki beş yıl içerisinde ise %5,5 denge noktasına indirmek olmalıdır.
  • İşsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ekonomide iş arama süresinin çok uzun olduğunu düşünebilirsiniz ama istatistikler tam tersini söylemektedir.

Slayt12

Is_Arama_Suresi_Insan_Kaynaklari_Bilimi

  • Tabi bu istatistiklerin Mavi/Beyaz/Gri yakaların hepsini kapsadığını iş arama süresinin meslek, sektör, kişisel yetkinlik, başarı ve referans gibi birden fazla etkene bağlı olduğunu ayrıca vurgulamak isterim.
  • Peki süre neden göreceli olarak bu kadar az? Sonuçta istatistiklere göre adayların %51’i ilk 5 ay içerisinde iş bulabiliyor. İşsizlik ödeneğini hesaba katıldığında çok kötü bir rakam değil.
  • Üstelik adayların %37’si 1-2 ay içerisinde iş bulabiliyor. Bunun nedeni, mavi yaka faktörü. Mavi yakalar beyaz yakalara çok daha kolay iş bulabilir çünkü kazanabilecekleri ücretler hemen hemen aynıdır. Beyaz yakalar ise daha yüksek ücret talep ettikleri için iş arama süreleri uzun sürmektedir. (en azından benim gözlemlerim bu yöndedir)
  • Bu durumu birinci grafikte 1+ yıl olanların rakamlarında izlemekteyiz.
  • Yukarıdaki 3 maddeyi aşağıda “Önemsememe/sıradanlaştırma” başlığı altında inceleyeceğim.
  • Adayların sadece %4’ü iş bulma ümidini yitirmiş. İş gücüne katılmama istatistikleri daha ilginç sonuçlar vermektedir. Aşağıya ekliyorum;

2019 İşsizlik Yazısı1

  • Doğrusu bu istatistik ya çok küçük bir örneklem grubuyla yapıldı ya da hesaplamada bir yanlış var çünkü yukarıdaki verilerle bu rakamlara baktığımda eşyanın tabiatına aykırı bir durumun söz konusu olduğunu düşünüyorum.
  • Sektörleri inceleyecek olursak Türk ekonomisinde pasta payı en yüksek sektör hizmet sektörüdür.

Istihdamin_Sektorlere_Gore_Dagilimi_Insan_Kaynaklari_Bilimi_Emre_Inanc_Kayaturk

  • Hizmet sektöründe çalışan birisi olarak ifade etmeliyim ki; istihdamın sektörlere dağılımı bizim için risk oluşturmaktadır. Lise yıllarında coğrafya kitabımızda “istihdamın hizmet sektöründe olması gelişmiş ülkelerde görülür” şeklinde bir cümle okumuştum. Sanırım nerede hata yaptığımızı anlamış olmalısınız.
  • İstihdamın hizmet sektöründe olması ekonomi olarak risk oluşturmaktadır çünkü ortada üretilen somut ürün bulunmamaktadır. Olası bir savaş, salgın, doğal afet vb. durumlarda insanlar harcamalarını kısar. Harcama kısılınca hizmet sektörü küçülmeye başlar. Küçülme işsizliği doğurur. Bu durumu gören tüketiciler harcamalarını daha fala kısmaya başlar. Devlet enjektör etkisi devreye almazsa ekonomi daha kötü resesyona girer.
  • İşsizlik oranlarının bölgelere dağılımını aşağıdaki grafikle incelemek istiyorum

Slayt9

  • Harita incelendiğinde işsizliğin en yüksek Güneydoğu Anadolu bölgemizde olduğu görülmektedir.
  • Harita bizi yanıltmasın. İşsizlin en düşük olduğu bölgelere bakıldığında işsizlik mi düşük yoksa iş imkanı düşük olduğundan insanlar farklı şehirlere mi gitmektedir sorusuna yanıt için farklı analizler yapılması gerekmektedir. Özetle Türkiye’nin her bölgesi için işsizlik aynı oranda hissedilmemektedir.
  • İstihdam incelendiğinde ise bir önceki haritaya yakın bir profille karşılaşıyoruz. Slayt10
  • İşgücüne katılım oranında ise istihdam oranının kopyası ile karşılaşıyoruz. Büyük şehirlerde yaşayan inanlar geçimlerini sağlamak için çalışmaktadır.

Slayt11

Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti 

Avrupa_Birligi_Ve_Turkiye_Cumhuriyeti_Issizlik_Orani_Karsilastirmasi_Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynaklari_Bilimi

Avrupa Birliği ise işsizlikte son 10 yılın en iyi oranlarını yakalamış durumda ve söz konusu trend iyi gitmektedir. Aşağıda Euro bölgesi ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin (Toplam 27 ülke ve 1 tanınmayan sözde ülke) ve ülkemiz Türkiye Cumhuriyetinin işsizlik oranlarını görüyorsunuz. Bu grafikte dikkat etmemiz gereken nokta işsizlik oranında Avrupa ile Türkiye arasındaki ters orantıdır. Avrupa’da işsizlik azalırken Türkiye’de artmıştır. Bu durumun nedeni ise ekonomi savaşları, Brexit’i yaşayan Avrupalı yatırımcıların, sermayedarların yatırımlarını gelişmekte olan ülkeler yerine Euro bölgesine yapmalarıdır. Buna karşın Çinli Covid-19 virüsü sebebiyle gelecek yıl Avrupa birliğinin işsizlik oranlarının yükseleceğini bekliyorum. İkinci temennim Avrupa Birliği adayı olan Türkiye’nin de Avrupa gibi işsizlik oranını düşürmede aynı trendi yakalamasıdır.

Avrupa_Birligi_Ve_Turkiye_Cumhuriyeti_Issizlik_Orani_Karsilastirmasi_Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_Kaynaklari_Bilimi_Insan_Kaynaklari

Peki Bu Veriler Reel Dünyamızı Nasıl Etkiliyor?

  • İşsizlik arttığında İk’cıların işleri kolay olacağını düşünürsünüz ama süreç öyle olmaz. Çünkü tasarruf sağlamak isteyen veya küçülmeye giden firmalarda işten çıkarma operasyonları bulunmaktadır.
  • Ardından ara buluculuk ve dava operasyonları da gelebilir.
  • Re-Organizasyon’da görev tanımları değişir, norm kadro yetersizliğinden ötürü diğer pozisyonlara iş zenginleştirmesi yapılır.
  • Çalışanlar psikolojik olarak mutsuzdur.
  • İşe alım sürecinde ise sorunlar olmaktadır.
  • Firmalar ilk etapta performansı yüksek olmayan veya iletişimde sorun yaşadığı adaylara “teşekkür” etmektedir.
  • Piyasada çok fazla aday bulunmasına karşın nitelikli aday kısmında aynı durum olmamaktadır.
  • Farklı sektörlerden, kurumlardan gelen adaylar geldikleri kültürleri taşımak istiyorlar. Bu durum çatışmalara neden oluyor.
  • Araştırmalar kültür ve değerlerin önemli olduğunu göstermektedir.Adaylar sadece iş tanımı aramıyor. Aynı zamanda kurum kültürü ve imkanları arıyor.
  • En önemlisi işten çıkarma sürecinde psikolojik olarak olumsuz etkilenen adaylar, İş dünyasına ve firmalara güvenleri sarsılıyor.
  • Bu durumda ise adayların gözünde şirketler “değersizleşiyor” değersizleşme olduğunda ise adaylar ne işe alımda ne de başka bir sürece önem veriyor.
  • Son dönemde gözlemlediklerim; Online iş görüşmesine katılım sağlamayan aday, İş görüşmesine söz verip gelmeyen beyaz yaka aday, mülakata bakımsız ve özensiz gelen adaylar, firmayı araştırmadan gelen adaylar iş teklifinizi kabul edip son dakikada başka bir yer 50 TL verdiği için farklı firmaya giden aday sayısında artış bulunuyor.

Konunun mavi yaka kısmına hiç değinmiyorum bile. Daha önce X belediyesinde görüştüğüm eşi hamile, evi kirada olan, babası ve annesi olmayan, kirasını 3 aydır ödeyemediğini iddia eden ve benim iş teklifime olumlu yanıt verip iş başı yapmayan mavi yaka adayı  tekrar karşımda görmüştüm. Adayımız o kadar çok İk ile görüşüyordu ki; beni unutmuş, aynı sorunlarından bahsetti. bende kendisine 3 hafta önce iş teklifi yaptığımı ancak işe başlamadığını belirttiğimde ise ölmüş olan annesinin hastaneye kaldırdığı için işbaşı yapamadığını beni aramak istediğini ancak sonra unuttuğunu belirtti. Üstelik bunları söylerken de hiç gözünü kaçırmadı, hiçbir şekilde kan basıncı artmadı. Belediye yetkilisi de yanımdaydı. Memure hanım, adayımıza manidar bir şekilde geçmiş olsun dileklerini belirtti. Bende kurumum adına adayımıza 3 ay önce ölen annesini 3 hafta önce hastaneye kaldırdığı için geçmiş olsun dileklerimizi ilettim. Tabi adayımızı da eledim.  Mavi yaka adayların iş görüşmelerinde genel tavrı bu yöndedir. “nasıl olsa her yer  asgari ücret veriyor. X kurum olmazsa Y kurumunda çalışırım” diyorlar.  Çalıştığı firmada ne kadar süre çalıştığını hatırlamayan mı arasınız? 2020 yılında yaptığınız görüşmede 2018 yılından beri çalışmadığını iddia eden mi ararsınız? 3 ay bir yerde 5 ay başka yerde çalıştığı 1 yıl çalıştım yazan mı arasınız? Örnekler çoğaltılabilir. Sözün özü herkes bir tiyatro sahnesindeki figüranlar gibi. Karşı taraf yalan söylediğini biliyor. Biz de onun yalan söylediğini biliyoruz. Aday da bizim onun yalan söylediğini bildiğimizi biliyor, biz de adayın yalan söylediğini bildiğimizi bildiğini biliyoruz. daha fazla da uzatmayayım 🙂

Değersizleşme yozlaşmayı, yozlaşma ise kalite algısında düşüş yaratmaktadır. 

Adaylar bir kurumda uzmanlaşabilecek kadar kalmıyorlar. Sürekli iş değişim durumunda hem psikolojik olarak hem de teknik açıdan yeterli düzeye gelemiyorlar. Bu durumda verimli olamıyorlar. Verimli olmadıklarında da kurumlarına artı değer sağlamıyorlar. Turnover efekti yüzünden sonucunda da kurumsal açıdan gelişim söz konusu olmuyor. Turnover yüksek olunca kurumlar daha fazla para kaybediyor ve küçülmeye gidiyor. Turnover’ın kurumlarına olan maliyet ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız.

  • Bu konuda işverenlerin de haklı olduğu noktalar bulunmasına karşın aday/çalışanların da haklı olduğu noktalar bulunuyor. Bu sebeple objektif görüş bildirmemin zor olduğunu düşünüyorum.
  • Buna karşın Türk iş dünyasında kalite ve dürüstlük anlayışında bir gerileme olduğunu düşünüyorum.
  • Tam olarak bu durum sebebiyle de işsizliğin çok yüksek olduğu dönemlerde “doğru işe doğru aday” yerleştirme süreçlerinde iş alım ekipleri sürekli “patinaj” çekmektedir.

Tüm bu maddeleri ele aldığımızda ise şu sonuca varabiliriz; “Verimsiz toprakta verimli ağaç yetiştirmek çok zordur” Özetle yaşanılan işsizlik sorunu aslında çok büyük bir problemin sonucudur. İşsizlik sorunun nedenleri arasında sadece karar vericilerin yanlış yönetim, yanlış yatırım vb. bulunmamaktadır. Sorun bana göre çok daha derinlerdedir. hem ekonomik hem de ahlaki yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır.  Bu sorunu da 1-2 yıl içerisinde değil en iyi durum senaryosuyla 5-10 içerisinde aşabileceğimizi düşünüyorum.

2020 Yılı Tahmini Ne Olacak?

2017 yılının başında yazdığım yazıda basit istatistiksel rakamları kullanarak mantık içerisinde bir  2028 yılı işsizlik tahmini yapmıştım. Açıkçası tahmin %93’lük bir oranla  başarılı olmuştu. Buna karşın aynı uygulamayı 2020 yılı itibarıyla yapmak zor. Çünkü Covid-19 sebebiyle nelerin olabileceğini %93’lük bir doğrulukla öngörmek zor. Bir senaryo üzerine çalıştım ama sizlere yanlış bilgi aktarmak istemediğimden paylaşmamayı tercih ediyorum.

Umarım bundan sonraki süreçte ülkemiz ve Türk iş dünyası için verimli ve kazançlı bir yıl olur.

Emre İnanç Kayatürk 
İnsan Kaynakları Profesyoneli

Ekip Kurulumlarında Stratejik İK Yaklaşımları

Merhaba,

Bugün 13 Mart 2020, terfi mülakatları ve eğitim için Yalova’ya gidiyorum. Bu yazıyı da sizlere aşağıdaki manzara eşliğinde yazıyorum. Açıkçası yanda duran direğe yaslandım ve cep telefonumun notlar kısmına açarak yazı yazıyorum. Yazıyı giderken yazdım İstanbul dönüşünde de görsel ve teknik süreçlerini tamamladım. Bugün sizlerle “Stratejik İK” konusunda yazı yazmaya karar verdim.

Bazen operasyonel süreçlerden sıyrılıp stratejik düşünmek gerekiyor. Blog yazılarına da bu tür zamanlarda Deniz yolculuklarından genellikle romantik hayallerin Engin okyanusuna dalar ama benim gibi iş odaklılar iş evreninin sonsuz olasılıklarını düşünür. 

“İş”te başlıyoruz,

Ünlü yazar Alexander Dumas’ın klasik olan bir romanı bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının da çocuklara okutulması gerekeren 100 temel arasında olan üç silahşörler romanı… Roman Kral 13. Louis dönemi Fransa’sındaki siyasi çekişmelere ışık tutar. Athos, Porthos ve Aramis’in aralarına genç Dartanynanın’ın da bulunduğu maceraları ve krala karşı direnişi temsil eder.

Benim çok sevdiğim çok ünlü bir sloganı da bulunmaktadır; “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” Bu slogan, Kuzey Atlantik Anlaşmasını imzalayan devletlerin de bir nevi sloganı da olmuştur. Biz iş insanları olarak tam olarak sloganın anlamanı karşılamasa da yakın anlama gelebilecek kazan-kazan anlayışı diyoruz. Bir kişi kazanırken başka kişinin de kazanması veya bir taraf yükümlülük altına girerek aynı tarafın farklı bir şekilde fayda elde etmesi.

Bugünkü konumuz yönetim stratejileri üzerine olacaktır. Üst düzey yönetici alımlarında yöneticiler genellikle kendi ekipleriyle çalışmak isterler. Daha önce birlikte çalıştığı, yetkinliklerinden, yeterliliklerinden, tanıdıkları, performanslarını bildikleri insanlarla çalışmak onları hem mutlu eder hem de sonuca daha hızlı ulaşmalarını sağlar.

Bir dakikada;

  • New York borsasında yüz milyonlarca $ hisse senedi satılıyor
  • Kargo uçakları 19,45 KM yol alıyor
  • Netflix’te 694.444 saatlik video tüketiliyor.
  • 511.200 tweet atılıyor
  • 4.500.000 YouTube videosu izleniyor
  • 100.000 mesaj gönderiliyor

Bu kadar hızlı yaşadığınız evrende zaman faktörü çok ama çok önemlidir. Bakın hangi pozisyonda işe alım yaparsanız yapın; mevcut yöneticiler bir şeyleri HEMEN isterler. İnsan metabolizmasının kapasitesi, günün 24 saat/1440 dakika/86.400 saniye olduğu düşünüldüğünde kollektif çalışmanın avantajı ön plana çıkmaktadır.

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_kaynaklari_Bilimi_Takim_olusturma_Ise alim_performans

Peki ayrı ayrı işe alım yapmak yerine yöneticinin kendi ekibiyle birlikte başlaması düşünce ne kadar başarılıdır? Bugün bu soruya birlikte yanıt vermeye çalışacağız. Sabah saatlerinde Twitter da aşağıdaki soruyu sordum. Bir çok katılımcı oldu, yazımın yayınlandığı saat itibarıyla henüz sonuçlanmadı ama yine de paylaşmak isterim;

Araştırmalara göre bir çalışandan tam kapasite verim alma süresi 6 ay, yeterli kapasitede verim alma süresi 2 aydır. Tanıdık geldi sanırım. 4857 sayılı iş kanunumuzun deneme/iş güvencesi süreleridir. Sürelerin belirlenme nedeni de bu faktördür. Gerçi sendika ile anlaşarak deneme süresini 4 aya kadar çıkarabilirsiniz. Reorganizasyon veya yeni açılan departmanlarda ekip kurma süreçleri zahmetli ve zaman maliyeti bulunmaktadır.

  • İlan yayınlanması,
  • Adaylarla mülakat ve assesment süreçlerinin yapılması
  • Adayların evrak toplaması
  • Çalışanların oryantasyonu vb. süreçleri derken süreçler aylar almaktadır.

Durum böyle olunca sıfırdan ekip kurmak yerine işe alınan yöneticinin kendi ekibini getirmesi bazı zamanlar daha kolay ve etkili olmaktadır.

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_kaynaklari_Bilimi_Takim_olusturma_Ise alim

Yalnız yaşamlarımız bir denge üzerine kuruludur. İktisat Bilimi bu duruma alternatif fayda maliyeti demektedir. Bir karar aldığınızda olumlu olduğu kadar olumsuz tarafları da bulunmaktadır. Yukarıda yazdıklarım bu kuraldan bağımsız değildir.

Yöneticilerim kendi ekiplerini getirmesi ve kendi ekipleriyle çalışması bazı potansiyel sorunlara yol açabilir. En başta da kurum kültürü gelmektedir. Çünkü dışarıdan gelen ekipler kendi kurum kültürlerini şirkete taşımak isteyeceklerdir. Bu durum dışarıdan alınan tüm adaylarda geçerli olmakla birlikte sayısal açıdan fazla ekipleri kendi kurum kültürünüze “entegre” etmeniz zor olacaktır.

  • “Biz bunu hep böyle yapıyoruz”
  • “Biz palet değil rulot deriz”
  • “Cuma günü 16:00’dan sonra çalışmayız yıllardır happy hour yaparız”
  • Vb. cümleleri sık duyarsınız. Bu durum departmanlar arası senkronizasyonu bozabilir.

İkinci potansiyel tehlike ise Türk kültüründeki sadakat duygusunun baskın olmasından ötürü “çalışan bağlılığı”nın şirkete değil yöneticiye olmasıdır. Ekip yöneticisini istifa eder/çıkarılırsa 2 aylık süre içerisinde yepyeni bir ekip kurmanız gereklidir. Çünkü ihbar süresi en fazla 8 haftadır.

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_kaynaklari_Bilimi_Takim_olusturma_Ise alim_mobbing

Kalan kişiler ise yeni gelen yöneticiye mobbing yapabilirler. Unutmayınız mobbing üstten asta yapılabildiği gibi asttan üste de yapılabilir. Eski yöneticilerini geri getirmek isteyen çalışanlar organize bir şekilde yönetimin kararını değiştirmeye yönelik davranışlarda bulunabilirler.

Başka potansiyel tehlike ise ekip yöneticisinin tüm bunların farkında oluyor oluşudur. Bu durumda ekip Yöneticisi kötü niyetliyse sayısal üstünlüğünü kendi lehine, şirket aleyhine baskı aracı olarak kullanabilir.

Şirket içi yönetici terfi ettirmek konusunda problem yaşayabilirsiniz. Türk yöneticilerin çalışma stillerini az çok bilirsiniz veya tahmin edebilirsiniz. Batıda misyon, vizyon, politika, KPI vb. kelimeler çok kullanılırken bizde ise “bizim çocuk, yıllardır tanırım, çok uzun süre çalıştım hiç yanlışını görmedim” kelimeleri kullanılır. Hal böyle olunca da bazı Türk yöneticiler Zeki olanlarla değil kendilerine koşulsuz sadakati olanlarla çalışmak ister. Eğer üst-orta-ara kademe yöneticilerde liderlik yetkinliği aramıyorsanız sizin için problem yoktur. Ancak yöneticilerde liderlik yetkinliği olmalıdır. Şunu da kabul etmemiz gerekir ki; liderler itaat etmek istemez. Diğer adıyla dışarıdan gelen ekipte liderlik yetkinliği olmayabilir. Küçük bir örnekle açıklamak isterim. Orta düzey yöneticilik için daha önceden çalıştığım bir kişiye mülakat teklifinde bulunmuştum. Kendisi “İnanç Bey/Şeyma Hanımla çalışıyorum, o nereye giderse bende oraya giderim. Teklifiniz için teşekkür ederim” yanıtını almıştım. Bu adayın “inisiyatif alma, liderlik, rol model oluşturma” yetkinliklerine buyurun siz karar verin. (Tabi adayımızın bu tercihine saygı duymak gerekir. Herhangi bir eleştirim bulunmuyor, dikkat çekmek istediğim noktayı cımbızlayarak vurgulamak isterim)

Emre_Inanc_Kayaturk_Insan_kaynaklari_Bilimi_Takim_olusturma_Ise alim_performans_kariyer

Bazı riskler dışarıdan gelen ekibin üyelerinin kariyeri için de geçerlidir. Söz konusu “profesyonel” kariyerini yetkinliklerinin üzerine değil; yöneticisinin isteklerine göre konumlandırırsa; Yöneticisi iş dünyasına veda ettiğinde/etme kararı aldığında çalışan, rekabetçiliğin ön planda olduğu iş yaşamında zorlanabilir. Atalarımızın dediği gibi dağa güvenme kurur, insana güvenme ölür.

Bu noktada özellikle vurgulamak isterim ki; bu yazdıklarım herkes veya her ekip için geçerli değildir. Bu yazdıklarım potansiyel risklerdir. Dışarıdan ekip kurmak isterseniz de size onlarca risk sayabilirim.

Yeni bir departman kurulduğunda hazır ekip almak veya kendi ekininizi oluşturmak arasında seçim yapmanız için şirketin hedef, strateji ve misyonunu iyi tanımlamanız gerekmektedir. Eğer hiçbir şey yokken ürününüzü bir yıl içerisinde çıkarmak istiyorsanız iki strateji uygulayabilirsiniz;

  1. Yöneticiyle birlikte hazır ekip almak
  2. İşi outsourse edip zaman içerisinde prosesi inhouse yapmak. (Danışmanlık şirketleri bu yüzden vardır)
  • Eğer yeterli zaman ve emeğiniz varsa kendi ekinimizi oluşturmanız sizin yararınıza olacaktır.

3. Dış kaynak kullanımı yapamıyor ancak biraz zamanınız varsa departmanın norm kadrosunun %60’ını İK’nın da onayı ile yöneticinin eski ekip üyeleri işe alınabilir, %40’ı ise yöneticinin de onayı ile dış kaynaktan temin edilebilir. Bu durumda tüm yumurtaları tek bir sepete koymamış olursunuz.

20200313_104040329_iOS

Üç silahşörlerin “birimiz hepimiz hepimiz birimiz için” düşüncesini çok severim ancak bazı zamanlar da Zorro’ya da ihtiyaç duyduğumuzu unutmamak gerekir ve unutmayınız “Zorro” yalnız çalışır 😉

Hangi statü ve seviyede olursa olsun insan yönetimi zordur, İnsan Kaynakları bu etkin insan yönetimini sağlamak için bulunmaktadır.

Emre İnanç Kayatürk
İnsan Kaynakları Profesyoneli

ÇEVİK İK Yeni Bir Başlangıç mı?

Merhaba,

Uzun zamandır sektörde konuşulan ancak “körlerin fili tarih etmesi misali tam olarak tanımlanamayan” Çevik İK konusuna değinmek istiyorum. Yazıma başlamadan önce Üyesi bulunduğum Sürdürülebilir Eğitim Gelişim ve Mükemmellik Derneği (kısa adıyla SEGM 28 Şubat 2020 tarihinde Impact Hub’da “İK’nın Çevik Dönüşümü ve Yeni Rolleri” adında bir fikir istasyonu etkinliği düzenleyecektir. Fikir İstasyonuna katılmak isterseniz aşağıya adresi bildiriyorum.

 

Çevik İK ile ilgili detaylı bilgileri oradan da ayrıca edineceğim. Çünkü yaptığım araştırmalar sonucunda  Türk İnsan Kaynakları uygulamaları kültürüne uygun olup olmadığı konusunda kafamda bazı şüpheler bulunmaktadır. Nihai görüşlerimi Fikir istasyonundan sonra sizlerle paylaşıyor olacağım. Bu yazı biraz bilgilendirme yazısı olacak.

Çevik İK’ya değinmeden önce yönetim stratejisi olarak çevik yönetimi anlamamız gerekmektedir. Çevik (Agile) yönetim şekli merkezine müşterileri alan ve müşterilerinin istek ve taleplerini en kısa sürede karşılamayı amaçlayan bir kavramdır.

Çevik yaklaşım nedir?

Çevik yönetim yaklaşımında bir ürün veya hizmetin kısa periyotlar halinde teslim edilmesi amaçlanmaktadır.

Çevik yaklaşımda en ok kullanılan yöntem SCRUM’dur.  Scrum, kelime olarak rugby oyununda oluşturulan küçük ekiplere verilen isimdir. Bu yöntem 90’li yıllarda oluşturulmuş, günümüze sürekli bir gelişme halinde gelmiştir.

Cevik_ik_insan_kaynakalri_bilimi_agile

Scrum, ilk bakışta çok basit kuralları olan bir yönetimsel modeldir. Gereksinimleri açıkça belirli olmayan, değişime açık, karmaşık yazılım projelerinin yönetimi için uygulanmaktadır. Scrum, detaylı bir şekilde projede izlenmesi gereken adımları belirtmemekte, onun yerine basit ama önemli birkaç olmazsa olmaz kuralıyla esnek bir yönetim sunmaktadır.

Scrum’ın sunmakta olduğu en önemli çıktı sürecin şeffaf bir şekle getirilerek süreç içerisinde aksayan noktaların açığa vurulmasıdır. Scrum böylelikle proje ekibini ortaya çıkan aksaklıkları çözümleyerek sürekli iyileştirme yapması yönünde motive eder. (http://www.acm-software.com/scrum/)

Scrum Takımı, fikirleri ürüne dönüştürme yeteneğine sahip insanlardan oluşur.

Çevik İk kısmında ise İnsan kaynakları hizmetlerinin -her çalışanımız iç müşterimiz olduğu için uygulamalarımızı hizmet olarak adlandırdım- daha hızlı bir şekilde müşterilerine sunmasını amaçlayan bir disiplin olarak ortaya çıkmaktadır.

Çevik İK’da

  • Hiyerarşik yapı yerine; Ortak çalışmaya dayalı ilişkiler
  • Gizlilik yerine Şeffaflık
  • Sıkı kurallar yerine; uyum sağlamak
  • Dıştan gelen ödüller yerine; İçsel motivasyon
  • Yönetmek ve düzeni korumak yerine; ilham verme ve işe dahil edilme
  • Çalışan yerine İç müşteri
  • Zorunluluklar yerine hevesler ön plana çıkmaktadır.

Özetle Çevik İK dediğimiz olgu sadece süre veya hızla ilgili değil; aynı zamanda bir yönetim felsefesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum söz konusu disiplinin altının dolu olduğunu göstermektedir. Buna karşın Türkiye’de ise uygulanmasının zannedildiği kadar kolay olmadığını ön görüyorum. Nedenlerine diğer yazımda çok detaylı olarak bahsedeceğimi belirtmekle birlikte neden kolay bir uygulama olmadığını maddeler halinde değinmek isterim;

Yasal mevzuat

  • Çalışma kültürü
  • Yapının bir “intikam” aracı olarak kullanılması
  • EGO
  • Eksik norm kadrolar
  • Çevik İk’nın herkesi aynı kabul etmesi

Özetle; Çevik İk konusunda görüşlerimi meslektaşlarımı yüz yüze dinledikten sonra paylaşmak istiyorum. Sempozyuma katılmak isteyenler için adresi paylaşıyorum. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Katılım sağlarsanız mutlaka kahvemizi içelim 🙂

Emre İnanç Kayatürk 
İnsan Kaynakları Profesyoneli 

 

Çevik İK Fikir Atölyesi 
Yeşilce Levent Sanayi, Emirşan Sok. No:214 kağıthane/İstanbul
Katılım talebinizi bilgi@segm.org.tr’ye iletebilirsiniz